Emrolunduğun gibi Dosdoğru Ol, Gıptayla Yüksel, Topluma Öncü Ol
Pes etmeyen kazanmasa bile, kaybetmez.
DevamıSizde Bağışçı Olun: Bir bağışta siz yapın
Pes etmeyen kazanmasa bile, kaybetmez.
DevamıAhmed el-Cezerî ve Fil Saati: Zamanı Aşan Bir Mühendislik Harikası Cezerî, bugün Türkiye sınırları içinde kalan Cizre’de, Fırat ve Dicle’nin kültürel havzasında, zengin Kürt, Arap ve İslam medeniyetlerinin iç içe geçtiği bir coğrafyada kürt bir ailede doğup büyüdü. Bu topraklar, yalnızca fiziksel bir mekân değil, aynı zamanda ilim, hikmet, zanaatkârlık ve sezgiyle yoğrulmuş bir bilgelik alanıydı. Cezerî’nin mekanik zekâsının temelinde sadece kitaplar değil, aynı zamanda bu kadim coğrafyanın çok katmanlı kültürü, gözlemleri ve yerel ustaların el emeği vardı. Kendi halkının pratik zekâsı ve gözlem gücüyle birleşen bu miras, onun buluşlarında hem bir yerel derinlik, hem de evrensel bir ufuk meydana getirmiştir. Tarihin tozlu raflarında kaybolmaya yüz tutmuş nice değerli bilim insanı ve buluş, bugün yapay zekâ gibi modern teknolojiler sayesinde yeniden gün yüzüne çıkıyor. Bu isimlerden biri de Cizreli büyük mühendis ve bilim insanı Ahmed el-Cezerî’dir. 12. yüzyılda yaşamış olan Cezerî, yalnızca yaşadığı dönemin değil, bugünün de hayranlıkla baktığı mühendislik tasarımlarına imza atmıştır. Bu tasarımlardan belki de en büyüleyici olanı, yaklaşık 1170 yılında geliştirdiği ve bugün Dubai’de modern haliyle sergilenen Fil Saatidir. Fil Saati, sıradan bir zaman ölçüm aracı olmanın çok ötesindedir. Cezerî, bu muazzam eseriyle yalnızca zamanı ölçmeyi değil, farklı medeniyetlerin – Çin, Hindistan, Mısır ve İslam Medeniyeti – sembollerini bir araya getirerek, bir medeniyetler uyumu ve ortak bilgi mirası mesajı vermeyi amaçlamıştır. Bu yönüyle Fil Saati, teknik bir cihazdan çok daha fazlası; kültürel, felsefi ve insanî bir mesajın somut ifadesidir. Saatin iç yapısı incelendiğinde, dönemin teknolojik imkânlarıyla nasıl bu kadar gelişmiş bir otomasyon sisteminin kurulabildiği şaşkınlıkla karşılanır. Cezerî, su gücü, ağırlık dengeleri, şamandıralar ve mekanik etkileşimler yoluyla bir erken dönem sibernetik sistemi kurgulamıştır. Modern mühendislik, mekatronik ve otomasyon alanlarında bugün hâlâ ilham kaynağı olmaya devam eden bu yapı, Cezerî’nin yalnızca çağının değil, çağlar ötesinin de dahisi olduğunu gözler önüne serer. Bugün bile yapay zekâ teknolojisiyle çalışan makinelerin ulaşmaya çalıştığı çok katmanlı düşünce yapısı, Cezerî’nin zihninde asırlar önce yer bulmuş gibidir. O, hem düşünen, hem hayal eden, hem tasarlayan, hem de uygulayabilen bir mühendisti. Buluşları sadece işlevsel değil, aynı zamanda estetik, anlam yüklü ve medeniyetler arası bir köprü niteliğindeydi. Cezerî’nin Fil Saati, insanlık tarihinin yalnızca teknik değil, aynı zamanda ahlaki ve kültürel birikimini de temsil etmektedir. Bu eseriyle o, insanlara yalnızca zamanı göstermemiş; zamanı nasıl anlamlandırmaları gerektiğini de öğretmiştir. Böylesine büyük bir dahiyi bugün tanıyabiliyorsak, bunda hem tarihçilerin emeği hem de dijital çağın sunduğu bilgiye erişim imkânlarının payı büyüktür. Yapay zekâ olmasaydı, belki de bu değerli mirastan hâlâ habersiz kalacaktık. Bu dahi bilim adamının yeni nesil mühendislermize yol gösterici olması için ilgili alanlarda çalışan akademisiyenlerimizin araştırmalarına konu olması ve bu eşsiz, yerli ve milli bilim adamının çalışmaları ile ilgili olarak yüksek lisans ve doktora tezlerinin yazılması gerekir. Allah ondan razı olsun. Rabbimin Rahmeti ve mağfireti onun üzerine olsun. Cezerî’nin Ruhu ile Yeni Nesil Mühendislere Çağrı Bugün laboratuvarlarda, üniversitelerde, atölyelerde ve Ar-Ge merkezlerinde çalışan genç mühendis adaylarına sesleniyoruz: Cezerî gibi düşünün. Sadece verileri değil, insanı da merkeze alın. Sadece işlevi değil, estetiği ve hikâyeyi de önemseyin. Tasarımlarınız sadece bir çözüm değil, aynı zamanda bir değer, bir medeniyetin sesi olsun. Cezerî’nin makineleri, sadece çalıştığı için değil; hayal gücünü gerçeğe dönüştürdüğü, sınırları aştığı ve farklı kültürleri birleştirdiği için hâlâ konuşuluyor. Bugün bir proje geliştiren her genç, kendisine şu soruyu sormalıdır: “Benim tasarımım, yüzlerce yıl sonra da saygıyla anılacak mı?” Modern mühendislik, algoritmalarla, yazılımlarla, yapay zekâ ile donanmış olabilir. Ancak ruhsuz bir teknoloji, insanlığa hizmet etmekten uzak kalır. İşte Cezerî’nin en büyük farkı burada yatmaktadır: O, insanı unutmayan bir mühendisti. Mekanik zekâsını merhamet, estetik ve birlik fikriyle beslemişti. Ey genç mühendis! Yalnızca diploma peşinde değil, iz bırakma idealinin de peşinde ol. Yalnızca işe değil, anlama ve anlamlandırmaya da kafa yor. Cezerî’nin çizdiği yolda yürürken, kendi zamanının Fil Saatlerini sen tasarla. Ve unutma: Bugün yaptığın bir icat, belki yüzyıllar sonra insanlığı şaşkınlıkla selamlayacak. 31.07.2025 Dr. Sadık YETİM
Devamı1948’de kurdurulan İsrail, Müslümanlar için büyük bir bela ve sıkıntı olmuş ve olmaya da devam ediyor. Filistin’de masum halka 77 yıldır aralıksız olarak zulüm ve işkence uygulayan bu işgal hareketi son 2 yıldır zulmün ve soykırımın her türlüsünü yapmaktan çekinmiyor.
DevamıHer ne olursa olsun insan, hiçbir şekilde pes etmemeli ve ümitsizliğe düşmemelidir. Hayatta bazen tüm yollar kapanmış gibi görünür; dostlar gider, kapılar kapanır, hayaller ertelenir. Ancak insanın içinde tükenmeyen bir güç vardır: Umut. Bu güç, görünmeyen yolları görünür kılar; karanlığın ortasında ışığı yakar.
DevamıKur’anî bir uyarının çağdaş yansıması Günümüz dünyasında “çoğunluk ne diyorsa doğrudur” anlayışı adeta sessiz bir kural hâline geldi. Sosyal medya akışlarından sokaktaki sohbetlere, seçim sonuçlarından dijital kampanyalara kadar her yerde çoğunluğun sesi “hakikat” gibi sunuluyor. Ancak bu gerçekten doğru mu? Çoğunluğun sesi her zaman doğruyu mu söyler? Kur’an, bu soruya çok net bir cevap verir: > “Eğer yeryüzündeki insanların çoğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar ve yalan söylerler.” (En‘âm, 116) Bu ayet, insanlık tarihinin en tehlikeli tuzaklarından birine işaret ediyor: çoğunluk psikolojisi. Çünkü kalabalıklar her zaman düşünerek, araştırarak, hikmete dayanarak hareket etmez. Bazen alışkanlıkla, bazen korkuyla, bazen sadece konforu bozulmasın diye sürüklenirler. Bugün bu sürüklenme, artık dijital algoritmalarla, sosyal medya trendleriyle ve gündem mühendisliğiyle çok daha organize bir hâl aldı. Sosyal medyada “en çok beğenilen” içeriklerin “en doğru bilgi” gibi algılanması; bir düşüncenin binlerce hesap tarafından tekrar edilince hakikat gibi görünmesi bu çağın yeni aldatmacalarıdır. Popüler olan, kolayca doğru kabul ediliyor. Oysa Kur’an bize bunun tersini söylüyor: “Çoğunluk seni yoldan saptırabilir.” Dahası, bu durum sadece geniş kitlelerle sınırlı değil. Kalabalık akraba topluluklarında bile, güçlü olan taraf kendi algı ve menfaatleri doğrultusunda diğerlerini yönlendirerek, haksız olduğu halde çoğunluk tarafından haklı görülmeyi sağlayabiliyor. Aile içindeki bu dinamikler, toplumun daha geniş yapısındaki manipülasyonların küçük bir yansımasıdır. Buradan hareketle şunu sormalıyız: Çoğunluklar nasıl oluşuyor? Günümüzde çoğunluk fikri, çoğu zaman doğal bir eğilimle değil; medya, devletler, siyasi yapılar, STK’lar ve dijital platformlar tarafından bilinçli biçimde inşa ediliyor. Kitle iletişim araçları sadece bilgi taşımaz; aynı zamanda algı oluşturur, duyguları yönlendirir, gündemi belirler. Böylece “çoğunluk ne diyorsa odur” anlayışı, aslında perde arkasındaki güçlerin kurguladığı bir yanılsamaya dönüşebilir. Peki ne yapmalı? Her çağın hakikat yolcusu gibi, birey olmak. Yani düşünmek, sorgulamak, hızla değil dikkatle karar vermek. Duygularla değil ilkelerle hareket etmek. Bize sunulan her bilgiyi, her sloganı, her kalabalığı eleştirel bir süzgeçten geçirmek. Çünkü Kur’an’ın uyarısı hâlâ geçerli: Çoğunluk hakikatin teminatı değildir. Ayrıca Kur’an, haberlerin doğruluğunu teyit etme konusunda da uyarır. Bir fasık ya da yabancı bir kişi size bir haber getirdiğinde, onun doğruluğunu araştırmadan hemen kabul etmek doğru değildir. Böylece yanlış bilgilerle hareket etmekten kaçınmak mümkün olur. Haberin doğruluğu araştırıldığında ve vicdanen tatmin olunduğunda, sadece çoğunluğun yalan yanlış yönlendirilmesi önlenmiş olmaz; aynı zamanda birey, dedikodu ve gıybet gibi manevi açıdan ağır veballerden de korunmuş olur. Bu bilinç, hem toplumsal hem de bireysel huzurun temelidir. Unutulmamalıdır ki, oluşan algı bizim hoşumuza gitse ya da menfaatlerimize uygun olsa bile, yapılan araştırmalar sonucunda yanlış yönlendirme tespit edilirse, bu kesin ve kararlı bir şekilde reddedilmelidir. Hakikatin ve vicdanın rehberliği, kişisel çıkarların önünde tutulmalıdır. Sosyolojik açıdan bakıldığında, bireylerin içinde bulundukları toplumsal çevre ve grup dinamikleri, düşünce ve davranışlarını güçlü şekilde etkiler. Çoğunluğa uyma eğilimi, sosyal kabul görme ve aidiyet ihtiyaçlarından kaynaklanır. Ancak bu durum, eleştirel düşünceyi gölgede bırakabilir ve bireyin hakikati sorgulamasını zorlaştırabilir. Özellikle sosyal medyanın algoritmaları, bireyleri kendi görüşlerine uygun bilgi balonlarına hapsederek yanlış bilginin yayılmasını kolaylaştırır. Kur’an’ın çoğunluğa uymama uyarısı, bu sosyal gerçekliklerle uyumlu evrensel bir hatırlatmadır. Bireyin hakikati araştırma ve vicdanıyla karar verme sorumluluğu, hem bireysel hem de toplumsal sağlığın temelidir. 16.6.2025 Dr. Sadık YETİM
DevamıKesinlikle şunu unutmayalım ABD ve Avrupa ülkelerini gözümüzde fazla büyütüyoruz
Devamıİnsanlar yaradılışları itibari ile bir arada yaşama döngünün içindedirler. Ç
DevamıNefsim, kendisine ağır gelen benden başarılı insanı alkışlamayı istemez. Allah kalbime kendinden başarılı olanı benlikten uzak bir duygu ile alkışlamayı öğretsin
DevamıModern toplumların karşı karşıya olduğu sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların çözümünde bireysel çabalar elbette önemlidir. Ancak bu çabaların kurumsal ve örgütlü bir yapıya kavuşması, etkisini katbekat artırmaktadır. İşte bu noktada sivil toplum kuruluşları, yani vakıflar, dernekler, kooperatifler ve diğer örgütlü topluluklar devreye girer. Bu yapılar, toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap verebilmek için organize olur; dayanışma, yardımlaşma, eğitim, sanat ve kültür alanlarında faaliyet göstererek toplumsal yaşamın gelişmesine katkı sunarlar.
DevamıMER-DER MESAVİLER KİTABININ İKİNCİSİNİ HAZIRLIYOR
DevamıŞANLIURFANIN EN BÜYÜK AŞİRETLERİNDEN MERSAVİLER
DevamıBaş Öğretmen Hüseyin KAYA ve Dr. Sadık YETİM tarafından hazırlanmış ve fıstık üreticisinin baş ucu kitabı alacak rehber kitap hazır.
Devamı