Sizde Bağışçı Olun: Bir bağışta siz yapın

  • X
  • Neler Yapıyoruz

    ÇORUM: Anadolu'nun Şirin ve Müstesna Kenti

    ÇORUM: Anadolu'nun Şirin ve Müstesna Kenti

    Çorum, merkez ilçe ile birlikte 14 ilçeden oluşan, bir yanı İç Anadolu'nun uçsuz bucaksız bozkırlarına, diğer yanı Karadeniz'in yemyeşil ormanlarına uzanan eşsiz bir Anadolu diyarımızdır. Çorum, bir yanda Ankara'nın Karadeniz'e nazır gönül kapısı, öbür yanda İpek Yolu'nun kadim nefesiyle Kızılırmak'ın bereketli sularının kucaklaşıp birlikte çağladığı, yürek sarmalayan eşsiz bir ilimizdir. Tarım Sayımı kapsamında Bakanlığımızın görevlendirmesiyle, bu bereketli topraklarda tarım teşkilatımızla bir ay boyunca omuz omuza çalıştık. Bu çalışmada Çorum tarım teşkilatımız; başta kıymetli İl Müdürümüz Hasan Taş Bey olmak üzere, Koordinasyon Şube Müdürü sayın Arzu Özkader, Ziraat Mühendisi sayın Hakan Demir, İlçe Tarım Müdürleri ve tüm çalışanlar olağanüstü bir gayret ve fedakârlıkla görevlerini sürdürdü. Ülkemizin stratejik kalkanı olan tarım sayımı için Çorum tarım teşkilatının gösterdiği bu büyük özveri, her türlü takdire şayandır. Her birine, bu vefalı hizmetleri için ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Bizi misafir eden, hiçbir desteği esirgemeyen Hasan Taş Bey'e ve teşkilatımızın tüm çalışanlarına misafirperverlikleri ve destekleri için tekraren teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Bu süreçte, Çorum'un tüm ilçelerini bir bir dolaşma imkânı buldum. Her ilçesi, coğrafyanın nakış gibi işlenmiş bir tablosu; Karadeniz'e nazır olanlar sık ormanlarla, meşe ağaçlarının görkemli gölgeleriyle süslüyken, İç Anadolu'nun kucağındaki ilçeler kurak, çıplak dağların heybetli yalnızlığında yükseliyor. Geniş tarım ovaları buğdayın altın başakları, arpanın bereketli dalları, ayçiçeğinin güler yüzü, şekerpancarı ve Kızılırmak havzasının inci tanesi çeltik tarlalarıyla bezeli. Çeltikçilerimiz, bu nehirden Allah'ın lütfu ile akan sudan yüksek bereket elde ediyor. Genelde kurak tarımın hüküm sürdüğü bu diyarlarda, nadir sulama yapan çiftçilerimiz yeraltı ve yerüstü kaynaklarının nimetinden faydalanıyor. Ne yazık ki bu yıl, donun ve kuraklığın amansız etkisi ile tüm Türkiye gibi Çorum ilimiz de yaralandı; çiftçilerimiz büyük zarar gördü. Bakanlığımız, bu kanaatkâr çiftçilerimize şefkat eli uzatarak zararlarının büyük kısmını telafi etti – Allah onlardan razı olsun. Çorum'un ilçeleri, sanki bir ressamın fırçasından dökülmüşçesine şirin, cadde ve sokakları geniş, düzenli ve tertemiz. Halkı ise mütevazı, çalışkan, kanaatkâr; sakin bir hayatın huzurunu üzerlerinde taşıyor. Esnafı samimi, köylüsü cefakâr; çarşı pazarında dolaşırken o nadir bulunan sükûnet ve iç huzuru için insanın kalbi muhabbetle dolar. Popüler kültürün gürültüsünden ve karmaşasından uzak, geleneksel yaşamın sıcak kucağında, Anadolu'nun kadim dil ve âdetleri hâlâ capcanlı. Mahalle ve köy muhtarlarımızla, nice Çorumlu kardeşimizle sohbet ettik; hepsinde o bahsettiğim erdemleri, o vefayı yakından hissettim. Üstelik Çorum halkı, tahminlerimizi aşan bir renk cümbüşüyle bezeli: Türk, Kürt, Laz, Alevi, Sünni... Farklı etnik kökenden, farklı mezhepten insanlar, büyük bir hoşgörü ve muhabbetle iç içe, huzur içinde yaşıyor. Bu, Rabbimizin Anadolu'ya bahşettiği en güzel nimetlerden biri değil mi? Kaldığım misafirhaneye yakın, Hıdırlık Camisi'nin tarihi haziresinde, sahabe-i kiramdan Süheyb-i Rûmî (r.a.) ve Ubeyd-i Gâzî (r.a.) hazretlerinin mübarek türbeleri var. İstanbul'u fethetmeye gelen İslam ordusuyla bu kutlu topraklara teşrif etmiş, burada şehit düşüp defnedilmişler. Bu manevi ocak, Çorum'un ruhî direği; yerli-yabancı ziyaretçilerle dolup taşıyor, dualarla yankılanıyor. Rabbim şefaatlerine nâil eylesin inşallah! Çorum anlatmakla bitmez; bu, kalbe dokunan, ruha ferahlık veren, sesiz, sakin bir şehir. Mutlaka gidilip gezilmeli, teneffüs edilmeli, âşık olunmalı. Eminim, Çorum'a uğrayan her seyyah, benim gördüklerimden çok daha fazla güzelliklere şahit olacak. Bu şirin ili, bu yiğit insanları sevgiyle kucaklıyor, minnetle anıyorum. Çorum, Anadolu'nun incisi, lütfen hep huzurlu ol, seninle gurur duyuyoruz. 28.10.2025 Dr. Sadık YETİM

    Devamı
    Sonbaharın Hüzünlü Güzelliği: İlahi Hikmetin Parlak Aynası*

    Sonbaharın Hüzünlü Güzelliği: İlahi Hikmetin Parlak Aynası*

    Sonbahar mevsimi, yaprakların usulca sararıp döküldüğü, dalların hafif bir hüzünle eğildiği o melankolik zaman... Ağaçlarda ve bitkilerde patlayan renk cümbüşü –kızıl, altın, turuncu tonlarında bir senfoni– hem yüreği sızlatan bir ayrılık hem de ruhu okşayan eşsiz bir manzara sunar. Bu renklerin ardında, yaprakların veda edişindeki o sessiz gözyaşı gibi bir hüzün gizlidir; ama aynı anda, tabiatın son bir coşkusuyla parıldayan bu görüntü, mutluluğun en saf haliyle tecelli eder. İşte bu, İlahi hikmetin ve rahmetin her dem, her halde güzel olduğunun en açık delilidir. Felsefenin dilinde ise: Her şey akar, değişir; sonbahar, varoluşun ebedi döngüsünde, yokoluşun bile bir güzellik olduğunu fısıldar. Ağaçlar, en yaşlanmış hallerinde –dalları çıplak, yaprakları yere serpilmiş– bile muhteşem bir güzelliğe bürünür. O solgun yapraklar, rüzgârda dans ederken, hem bir veda hüznü taşır hem de sonbaharın en neşeli şarkısını söyler. Bitkiler de öyle; kökleri toprağa sarılmış, en olgun çağlarında, benzersiz bir zarafetle boy gösterir. Bu manzara, insana hem buruk bir tebessüm hem de içten bir sevinç verir: Hüzün, ayrılığın acısıyla gelir; mutluluk ise, bu veda bile olsa, yaratılışın kusursuz sanatıyla dolar. Bu manazarayı düşününce, Epiktetos'un öğretisi yankılanır: Dışarıdaki değişimlere değil, içimizdeki kabule odaklanmak, hüznü mutluluğa dönüştürür. Sonbahar, bize öğretir ki, her düşüş bir yükselişin habercisidir. İnsan da tıpkı bu ağaçlar gibi... Gençliğinde iyilikler, hayırlar, hasenatlar, güzellikler biriktirmiş; bu dünyaya güzel eserler bırakmışsa, yaşlılığında –hazan mevsiminde– çevresine o eşsiz renkleri yansıtır. İhtiyarlık, sonbahar gibi hüzünlü bir veda taşır: Saçlar beyazlar, adımlar yavaşlar, anılar birer birer dökülür. Ama o biriken güzellikler, tıpkı kızıl yapraklar gibi parlar; torunlara hikâyeler anlatır, dostlara tebessümler saçar, kalplere huzur eker. Aristoteles'in eudaimonia'sı burada gizlidir: Gerçek mutluluk, erdemli bir hayatın meyvesidir; yaşlılıkta, iyiliklerin felsefi olgunluğuyla, insan varoluşun zirvesine ulaşır. Hüzünlü bir sonbahar akşamında, yaşlı bir ağacın altında oturup yapraklara bakarken, insan anlar: Bu hazan, acıyla yoğrulmuş bir mutluluktur – Nietzsche'nin amor fati'si gibi, kaderi sevmek, vedayı kucaklamaktır. Evet, sonbahar gibi, insanın hazan mevsimi olan ihtiyarlığı da benzersiz manzaralar sunar. Biraz gözyaşıyla ıslanmış, biraz tebessümle aydınlanmış... İlahi rahmet, hüznü mutluluğa, vedayı sonsuz bir güzele dönüştürür. Ne güzel bir hikmet: Her düşüş, yeni bir yükselişin habercisi! Sonbaharın renkleri, ruhun asıl ışığa –ebedi güzelliğe– açılan kapısıdır. Hüzün ve mutluluk, varoluşun iki kanadı; birlikte uçurur bizi sonsuzluğa. 19.10.2025 Dr. Sadık YETİM

    Devamı
    *MERDER Spor Kulübü’nün Gençliğin Azmiyle Yükselen Zaferi*

    *MERDER Spor Kulübü’nün Gençliğin Azmiyle Yükselen Zaferi*

    MERDER Spor Kulübü, yalnızca iki yıl gibi kısa bir sürede, Vücut Geliştirme ve Fitness Türkiye Birinciliği yarışmasında sporcumuz Erdal Akbaş ile Türkiye ikinciliği (2.lik) kazanarak olağanüstü bir başarıya imza atmıştır. Bu zafer, bilek güreşinde sporcumuz Faik Çeçan’ın Türkiye ikinciliği ile taçlanan, genç bir kulüp için inanılmaz bir yükselişin göstergesidir. Mersavi gençliğinin sarsılmaz azmi ve inancının bir yansıması olan bu başarılar, kulübümüzün toplumsal dayanışma ve kolektif ruhla nasıl büyük işler başarabileceğinin kanıtıdır. Bu başarıda emeği geçen başta sporcularımız olmak üzere Kulübümüzün yöneticilerini ve elbette Kulüp Başkanımız Sait Akdağ hocamızı tebrik eder, başarılarının devamını dileriz. Bir derneğin başarısı, toplumu birleştiren değerler ve ortak bir vizyona olan inançla şekillenir. 2023 yılında kurulan MERDER Spor Kulübü, akrabalarımızın ve destekçilerimizin sarsılmaz dayanışmasıyla, Mersavi gençliğinin enerjisini ve kararlılığını merkeze alarak eşsiz bir ivme yakalamıştır. Bu başarılar, genelde Şanlıurfa gençliğine, özelde ise Mersavi ailesi gençlerine ilham kaynağı olacak ve özel kabiliyetlere sahip gençlerimizin çalışma azmini daha da artıracaktır. Gençlik, toplumun dönüştürücü gücüdür; Mersavi ve Şanlıurfa gençlerinin azmi, inancı ve disiplini, bu çifte zaferin temel taşıdır. Kulübümüz, gençlerimizi yalnızca fiziksel olarak değil, zihinsel ve duygusal olarak da güçlendirerek, onlara özveri, dayanışma ve mücadele ruhu gibi evrensel değerleri aşılamayı hedeflemektedir. Başarı, sıkı çalışma ve kolektif çaba olmadan mümkün değildir. Sosyolojinin bize öğrettiği gibi, bir topluluğun gücü, bireylerin birbirine bağlılığında ve ortak hedefler için gösterilen kararlılıkta yatar. MERDER Spor Kulübü, iki yılda elde ettiği bu olağanüstü başarılarla, genç bir kulüp olarak sadece Mersavi toplumu ve Şanlıurfa için değil, tüm Türkiye için ilham verici bir model oluşturmuştur. Bu vizyonla, çeşitli spor alanlarında gelecekte MERDER Spor Kulübü gençlerinin hem Türkiye’de hem de dünyada büyük başarılara imza atacağına yürekten inanıyoruz. Ayrıca başta devletin ilgili kurumları olmak üzere spor camiasını, STK’ları ve tüm ilgili tarafları bu sporcularımıza ve gençlerimize destek vermeye ve sahip çıkmaya davet ediyoruz. Emeği geçen tüm kulüp üyelerimize, akrabalarımıza ve destekçilerimize teşekkür ederiz. MERDER Spor Kulübü, Mersavi ve Şanlıurfa gençliğinin sarsılmaz azmi ve toplumsal dayanışmayla, bir marka olmanın ötesinde, bir umut ve birlik sembolü olarak yükselmeye devam edecektir. 27.09.2025 Dr. Sadık YETİM MER_DER Başkanı

    Devamı
    *Ayanlar (Hut) Höyük : Mahalle Sakinlerinin Katılımı ile Mirasın Yeniden Keşfi*

    *Ayanlar (Hut) Höyük : Mahalle Sakinlerinin Katılımı ile Mirasın Yeniden Keşfi*

    Taş Tepeler projesinin en umut vadeden noktalarından Ayanlar (Hut) Höyük kazı sahası, Neolitik Dönem'in 12 bin yıllık izlerini taşıyan bir kültürel hazine olarak, arkeolojinin ufkunu genişletiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın stratejik vizyonu altında küresel bir çekim merkezi haline gelirken, bu zenginliğin asıl kaynağı toprağın derinliklerinde değil, yüzeyde yatıyor: Mahallede kök salmış yerel topluluğun belleği, görüşleri ve emek gücü. Kazı planlamalarında bu sakinlerin her aşamaya –planlama, uygulama, değerlendirme ve turizm entegrasyonu– verimli şekilde dahil edilmemesi, projenin bilimsel ve toplumsal potansiyelini sınırlıyor. Arkeoloji ve sosyolojinin kesişiminde, miras ancak sakinlerin aktif katılımıyla bir bütün hale gelir; bu entegrasyon, kazıyı kapsayıcı bir toplumsal dönüşüme maruz bırakır ve verimliliği artırır. Yörenin etkili bir sivil toplum kurumu olan Mersavi Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma Kültür ve Eğitim Derneği (MER-DER) bu sürecin köprüsü olarak, sakinlerin her aşamada etkili rol almasını sağlayabilir. Kazı stratejilerinin planlama aşamasından itibaren, yerel sakinlerin katılımı kritik öneme sahiptir. Yerel sözlü tarihle zenginleştirilmeden, stratigrafik katmanlar yalnızca maddi kalıntılar olarak kalır; oysa etnografik anketler ve halk meclisleri yoluyla, nesiller boyu aktarılan hikayeler jeoarkeolojik verilerle çaprazlanır, beklenmedik keşifler hızlanır –tıpkı uluslararası örneklerde, yerel rehberlerin saha verimliliğini artırdığı gibi. Bu katılım, uygulama aşamasında da devam etmeli: Hut Mahallesi sakinleri, kazı ekiplerine danışmanlık yaparak, saha verilerinin bağlamını zenginleştirir. Sosyolojik olarak, bu diyaloglar güç dengesizliklerini giderir; sosyal sermaye artar, topluluk dayanışması pekişir. Aylık toplantılar ve uzman moderatörlerle, sakinlerin girdileri her aşamada entegre edilir; böylece bilimsel verimlilik yüksek bir oranda yükselir, projenin sürdürülebilirliği kolaylaşır. Uygulama ve değerlendirme aşamalarında, mahalledeki arkeoloji, tarih ve sanat tarihi mezunu genç sakinlerin entegrasyonu, katılımı somutlaştırır. Sertifikalı atölyeler, kazı teknikleri, dijital modelleme ve turizm yönetimini öğretirken, mezunlar gözlemci veya asistan olarak öncelikli istihdam edilir; iş gücünün önemli bir kısmı yerel kaynaklardan karşılanır. Bu, planlama aşamasında belirlenen ihtiyaçlara göre uyarlanarak, değerlendirme raporlarında sakinlerin geri bildirimleriyle rafine edilir. Sosyolojik açıdan, bu programlar ekonomik dışlanmayı önler; topluluk uyumu güçlenir, yerel aktörler mirasın pasif bekçisi olmaktan çıkıp aktif yöneticilerine dönüşür. Üniversiteler ile işbirliği, veri kalitesini artırırken, göçü tersine çeviren bir bilgi ekonomisi yaratır; sakinlerin her aşamaya verimli katkısı, projenin uzun vadeli başarısını teminat altına alır. Disiplinlerarası ağın kurulmasında da sakinlerin entegrasyonu vazgeçilmezdir. Yerel araştırma grupları, bakanlık, üniversiteler ve uluslararası kurumlar arasında köprü vazifesi görerek, ortak saha çalışmaları ve yayın projelerini sakinlerin yerel bilgi birikimiyle şekillendirir. Planlama aşamasında sakinlerin önerileriyle tasarlanan bu ağ, uygulama sırasında veri paylaşımını, değerlendirmede ise etik denetimi sağlar. Bu entegrasyon, sakinler ve kalıntılar unsurlarını dengeler; epistemolojik zenginlik oluşur. Sosyolojik fayda olarak, yerel pratikler küresel ağlara entegre olur. Webinar serileri ve yarı zamanlı ekiplerle, proje uluslararası dergilerde yerel imzalı makalelerle temsil edilir; sakinlerin her aşamaya katılımı, kazıyı salt bir kazı olmaktan çıkarıp, küresel bir diyaloğa çeviren anahtardır. Turizm entegrasyonunda, sakinlerin her aşamaya verimli katılımı, projenin ekonomik ve kültürel bütünlüğünü sağlar. "Ayanlar (Hut) Miras Bildirgesi" gibi bir çerçeve, tapu haklarını, ekolojik korumayı ve gelir paylaşımını güvenceye alırken, planlama aşamasında sakinlerin istişaresiyle hazırlanır. Uygulama sırasında yerel rehberlik ağları, ziyaretçilere otantik deneyimler sunar; değerlendirme aşamasında ise geri bildirim mekanizmalarıyla iyileştirilir. İstişare mekanizmaları planları mahalle onaylı kılar. Sosyal uyum pekişir; yıllık gelirin yüzde 25'i yerel kalkınmaya ayrılır. Miras, ziyaretçilere açılırken, sakinlerin sorumluluğuyla yönetilir. Pilot tur rotaları ve UNESCO lobi çalışmalarıyla, sürdürülebilir bir ekosistem kurulur; bu entegrasyon, turizmin yerel faydaya dönüşmesini garanti eder. Ayrıca, projenin toplumsal boyutunu güçlendirmek üzere, mahallenin sosyal donatılarının yenilenmesi ve yeni alanların inşası planlanmalıdır. Mevcut köy odalarının modernizasyonu, gençlik merkezi gibi yeni tesislerin kurulması, sakinlerin her aşamaya katılımını somutlaştırırken, topluluk içi etkileşimi artırır. Bu altyapı yatırımları, kazı eğitim atölyeleri ve turizm seminerleri için mekan sağlayarak, yerel gençlerin beceri gelişimini destekler; sosyolojik olarak, sosyal sermayeyi pekiştirir ve göçü önler. Planlama aşamasında sakinlerin öncelikleriyle şekillendirilen bu yenilemeler, turizm gelirlerinden finanse edilerek, projenin adil dağılımını sağlar –böylece Ayanlar (Hut) Höyük, mirasın korunmasından öte, canlı bir topluluk merkezi haline gelir. Öte yandan, miras projelerinin temelinde yatan temel ihtiyaçların karşılanması esastır; bu nedenle, mahalledeki tüm altyapı hizmetleri –su, elektrik, yol, kanalizasyon ve iletişim gibi– öncelikli olarak tamamlanmalı ve işler hale getirilmelidir. Bu yatırımlar, sakinlerin günlük yaşamını kolaylaştırırken, kazı ve turizm faaliyetlerini de destekler; örneğin, güvenilir yollar lojistiği hızlandırır, kesintisiz elektrik dijital arkeoloji araçlarını etkinleştirir. Planlama aşamasında sakinlerin ihtiyaç anketleriyle belirlenen bu hizmetler, turizm fonlarından ve kamu kaynaklarından finanse edilerek, kısa vadede tamamlanmalı –sosyolojik olarak, bu entegrasyon sosyal adaleti güçlendirir ve projenin yerel kabulünü artırır, böylece Ayanlar (Hut) Höyük sürdürülebilir bir kalkınma modeline dönüşür. Yerel entegrasyonun gücünü somutlaştırmak için, uluslararası ve ulusal örneklerden ilham alınabilir. Ayanlar (Hut) Höyük'e uygun olan modeller uyarlanarak, sakinlerin her aşamada rolü –örneğin, gençlik merkezinde eğitim modülleriyle– güçlendirilebilir; böylece proje, bilimsel başarıyı toplumsal kazanımlarla bütünleştirir. Sonuçta, Ayanlar (Hut) Höyük yalnızca bir kazı alanı değil, sakinlerin her aşamaya verimli entegrasyonuyla insanlığın ortak mirasının yeniden yorumlandığı bir saha konumundadır. MER-DER lojistik ve uzmanlık desteğiyle bu entegrasyonu kolaylaştırabilir; acil bir istişare toplantısı, ilk adım olarak düşünülebilir. Yerel topluluğun merkezde olduğu bu yaklaşım, bilimsel hızı toplumsal dengeyle taçlandırır. Miras korunmaz; yaşanır, paylaşılır ve dönüştürür. Bu vizyon oluşturulabilir ve uygulanırsa işte o zaman bu Taş Tepeler'in gerçek zaferi olur. 21.09.2025 Dr. Sadık YETİM

    Devamı
    *Bir Damla Su, Bir Dünya Umut*

    *Bir Damla Su, Bir Dünya Umut*

    Su Hayattır. Kıymeti bilinmeli tıpkı hayat gibi...

    Devamı
    Rahmet ve Özlemle: Davut Kırmızıaslan’ı Anarken

    Rahmet ve Özlemle: Davut Kırmızıaslan’ı Anarken

    *Rahmet ve Özlemle: Davut Kırmızıaslan’ı Anarken* Bir Dost, Bir Kardeş, Bir Liderin Ardından 21 Ağustos 2018 Tarihi zihnimde hâlâ sarsıcı bir yankı bırakıyor. Tam yedi yıl önce, sevgili dostum, kardeşim ve MER-DER’in kurucu başkanı Davut Kırmızıaslan’ı Hakk’a uğurladık. O gün yaşadığımız şok, acı ve sessizlik, bugün hâlâ yüreğimde ilk günkü tazeliğiyle duruyor. Onun yokluğu, varlığı gibi derin bir boşluk bıraktı; her hatırası, her sözü, her gülüşü hâlâ aklımda ve kalbimde canlı. Davut Başkan… Onu anlatmak kelimelerle kolay değil. O sadece bir dernek başkanı değildi. O, sıkıntılarımı çekinmeden paylaşabildiğim bir sırdaş, hayatın zor anlarında güvenle sarıldığım bir liman, varlığıyla huzur veren bir kardeşti. Onun kaybını anlatmaya başladığınızda, bir bakarsınız elleriniz titriyor, gözleriniz doluyor; kaleminiz elinizden düşecek gibi oluyor. Hayatında en çok değer verdiği şeylerden biri akrabalıktı. Sık sık tekrar ederdi: “Akrabadır, ne yapsa yeridir.” Bu söz, onun felsefesi ve yaşam biçimiydi. Ne olursa olsun akrabaya kötü davranmaz, kırgınlığı sürdürmez, akrabalığın gereğini yapmayı kendine borç bilirdi. Onun gözünde, bir akrabanın sıkıntısı, kendi sıkıntısıydı; bir akrabasının işi bitmeden rahat etmezdi. O kadar fedakâr ve özveriliydi ki, bu davranışı herkese örnek olurdu. Ve gençler… gençler onun kalbinde ayrı bir yer tutardı. Her fırsatta söylerdi: “Gençler toplumun geleceğidir. Biz gençlere ne kadar önem verirsek, geleceğimiz o kadar aydınlık olacaktır.” Onun bu inancı, MER-DER’in tüm projelerinin merkezine gençleri yerleştirdi. Eğitim, kültür, sosyal gelişim ve gençlerin topluma kazandırılması onun önceliğiydi. Onun vizyonu sayesinde her genç, birer umut ışığı hâline geldi. Davut Başkan, kimseye kızmazdı, kin tutmazdı, haset nedir bilmezdi, küsmezdi. Fakirlerin, gariplerin, dezavantajlıların yanında olmayı bir görev değil, gönül borcu bilirdi. Dedikoduyu sevmez, haksızlığa kimden gelirse gelsin karşı dururdu. Onun bulunduğu her ortam sevgi ve neşeyle dolardı. Gözlerinin içi bile, “Her şeyin bir çaresi vardır,” der gibi parıldardı. MER-DER başkanlığı döneminde bizler onun bu meziyetlerini en yakından gördük. Dernek için gecesini gündüzüne kattı. Kendi ailesini ve çocuklarını bile ikinci plana koyduğu zamanlar oldu. Maddi imkânı sınırlı olmasına rağmen, derneğin ihtiyaçlarını kendi cebinden karşıladı; yetmediğinde tüm imkanlarını seferber etti. Bu fedakârlıklar, bugün bizler için bir gurur ve ilham kaynağıdır. Ama bütün bu güzellikleri anlatmaya kalem yetmez. Onun yokluğu, yüreğimizde tarifsiz bir boşluk bıraktı. Her hatırası hem bir hüzün hem de tarifsiz bir minnet uyandırıyor. Onun gülüşü, sesi, o derin ve güven veren bakışları hâlâ gözümün önünde. Onu anmak, hatırlamak ve yolunu sürdürmek bizler için bir sorumluluk ve şereftir. Bugün, rahmetli Davut Başkanımızı bir kez daha rahmet, özlem ve şükranla anıyorum. Rabbim ruhunu şad, mekânını cennet eylesin. Ailesine ve sevgili çocuklarına Rabbim sabırlar versin.Onun yolunu sürdürmek bizler için hem bir görev hem de bir onurdur. Ve bizler, ondan aldığımız ilhamla, gençlerimize sahip çıkacak, akrabalarımıza ve toplumumuza değer katacak projeler üretmeye devam edeceğiz. Çünkü onun bize bıraktığı en büyük miras, sevgi, adalet ve fedakârlıkla yol yürümektir. Her okuyan, her hatırlayan, onun yaşamındaki bu ışığı kendi yüreğinde taşıyacak ve onun izinden gidecektir. Ruhuna el Fatiha 21.08.2025 Dr. Sadık YETİM MER-DER Yönetim Kurulu Başkanı

    Devamı
    *Zamanı Yönetmek, Hayatı Yönetmektir*

    *Zamanı Yönetmek, Hayatı Yönetmektir*

    * Zamanı Yönetmek, Hayatı Yönetmektir* Altını kaybeden yeniden kazanabilir, ama zamanı kaybeden asla geri getiremez. Peki, biz zamanımızı gerçekten değerli kullanıyor muyuz? Bugün en büyük sorunlardan biri, zamanı doğru kullanamamak. Sosyal medya ve internetin her an ulaşılabilir olması, dikkatimizi sürekli dağıtıyor. Zamanını planlayanlar ayakta kalacak, planlamayanlar ise akışa kapılıp gidecek. Halbuki zaman hem çok kıymetli hem de çok değerlidir. Hele bize özel olarak verilmiş ve başlangıç ve sonu belli olan zaman dilimi çok daha önemlidir. Kur’an-ı Kerim de zamanın önemini vurgular: “ *Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr, 1-3)* İslâm âlimleri de zamanı en kıymetli sermaye olarak görmüşlerdir. İmam Gazali der ki: “Ömrün en kıymetli sermayendir; o sermayeyi boşa harcama. Çünkü o sermaye bittiğinde, kazanç da biter.” Zamanın kıymeti, çoğu zaman en kritik anlarda ortaya çıkar. Bir anda kaza geçirip yaşamı değişen bir insan… Hayati bir sınava giren bir öğrenci… Havada arıza veren uçağını kurtarmaya çalışan bir pilot… Çocuğunun ameliyatını bekleyen bir anne… Her saniye, her an hayatla ölüm, başarıyla başarısızlık, umutla umutsuzluk arasındaki en ince çizgidir. Jean-Jacques Rousseau da şöyle der: “İnsanın gerçek zenginliği zamanı doğru kullanabilmesidir.” Evet zamanı doğru yerde ve doğru şekilde kullanmak başarının temelidir. Müminane bir bakış açısıyla düşünelim: Vefat etmiş bir insan, Allah’ın emirleri doğrultusunda bir hayat yaşamamışsa, bu onun ebedî kaybına yol açar. Zaman geri getirilemez; bu büyük kaybın telafisi mümkün değildir. İşte bu ürkütücü gerçek tek başına, zamanı doğru ve değerli kullanmanın ne kadar hayati olduğunu gösterir. Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle, günün yirmi dört saati insana verilmiş yirmi dört altın gibidir. İnsan, elindeki altınları değersiz şeylere harcamaz; zamanı da öyle değerlendirmelidir. Bugün sosyal medya, zamanımızı en çok tüketen alanlardan biridir. Özellikle Gençlerimizin buraya harcadığı zamanı çalışmaya, üretmeye, eğitime, sanat öğrenmeye ve kariyerlerini geliştirmeye yönlendirmesi, geleceğimiz için kritik önemdedir. Günümüzün zamanı boş yere ve amaçsız harcamaya neden olan akıllı telefon sahipleri şunu iyi bilmelidir: Telefonlar sizin sahipleriniz değildir; siz, telefonların sahibisiniz. Siz telefonlarınızın sahibi olmayı başarırsanız, işte o zaman zamanı verimli kullanabilir, hayatınızı kontrol altına alabilir ve gerçekten üretken olabilirsiniz. Son söz: Zamanına sahip çıkan, geleceğine de sahip çıkar. Siz zamanınızı nasıl kullanıyorsunuz? 21.08.2025 Dr. Sadık YETİM

    Devamı
    EN KOLAY VE ETKİLİ SİLAH : BOYKOT

    EN KOLAY VE ETKİLİ SİLAH : BOYKOT

    1948’de kurdurulan İsrail, Müslümanlar için büyük bir bela ve sıkıntı olmuş ve olmaya da devam ediyor. Filistin’de masum halka 77 yıldır aralıksız olarak zulüm ve işkence uygulayan bu işgal hareketi son 2 yıldır zulmün ve soykırımın her türlüsünü yapmaktan çekinmiyor.

    Devamı
    MER_DER ve Modern Yardımlaşmanın Yeni Yüzü

    MER_DER ve Modern Yardımlaşmanın Yeni Yüzü

    Günümüz dünyasında bireysel ilişkilerde yaşanan kırgınlıklar, duygusal engeller ve toplumsal rekabet, dedikodu kültürü, çeşitli kıskançlıklar akrabaya yardımın saf niyetle gerçekleşmesini zorlaştırabiliyor.

    Devamı
    Telefon
    WhatsApp