ŞANLIURFANIN EN BÜYÜK AŞİRETLERİNDEN MERSAVİLER
İçindekiler
TAKDİM
MER-DER kurulurken aklımızda; akrabalarımız arasında sevgi bağı
oluşturmak, ailemizin fertlerinin en iyi şekilde eğitim görmesini sağlamak ve
tüm akrabalarımızın sorunları ile yakından ilgilenerek bir iyilik zinciri oluşturmak
vardı. Öncelikle aile büyüklerimiz ile uzun süren görüşmeler yapıldı. Görüşleri
alındı ve herkese ulaşılarak tüm akrabalarımızın destek ve katkıları alınmaya
çalışıldı. Oluşan ortak akıl sayesinde 2007 yılında MER-DER kuruldu ve
kurulduğu tarihten itibaren büyük bir ivme yakalayarak çalışmalarına başladı.
Geniş katılımlı toplantılar, iftar yemekleri ve ramazan aylarında zenginlerimizden
alınan maddi desteklerle dar gelirli akrabalarımıza binlerce koli dolusu
yardımda bulunuldu. Maddi durumu iyi olmayan öğrencilerimize imkânlar dâhilinde
burslar sağlandı. Tüm akrabalarımızın sevinçleri ve üzüntüleri paylaşılmaya
gayret edildi.
MER-DER’in en önemli amaçlarından birisinin eğitim olması nedeni ile
özellikle dezavantajlı gençlerimizin meslek edinme ve üniversiteye
gidebilmeleri için olanaklar araştırıldı ve devletin dezavantajlı kesimlerin
kalkındırılması için açıkladığı projelerden en iyi şekilde faydalanılmaya
çalışıldı. Bu amaçla SODES sürecinde meslek edindirme kursları yanında ücretsiz
olarak üniversiteye hazırlık dersleri veren MER-DER Etüt Merkezinin kurulması
sağlandı. Bu eğitim merkezleri yüzlerce öğrencinin meslek sahibi olmasını ve üniversitelerin
çeşitli bölümlerini kazanmasını sağladı. Bütün bu çalışmaları yaparken MER-DER
üyelerinin tek amacı Allah rızasını kazanmak ve akrabalarımızın memnuniyetini sağlayarak
birlik ve beraberliğimizi geliştirmek oldu. Üyelerimiz ve akrabalarımız da
bizlere gösterdikleri teveccüh ile her fırsatta memnuniyetlerini ifade ettiler
ve bu durum çalışma azmimizi ve şevkimizi daha da arttırdı.
Bütün bu faaliyetler devam ederken o zamanlar Türkiye’nin gündeminde
yoğun şekilde yer alan Sivil Anayasa ile ilgili bir çalışma yapılarak TBMM’ye
MER-DER’in hazırlamış olduğu Sivil Anayasa Taslağı sunuldu. Hazırlanan bu
taslak TBMM resmi kayıtlarında yer alarak MER-DER’in hafızalarda silinmeyecek
şekilde yer almasını sağladı. Derneğimizin bu çalışması gelecek nesillere
aktarılacak tarihi bir vesika olarak devletin kayıtlarında yer almış oldu.
Son yıllarda Türkiye’de yaşanan olaylar nedeni ile derneğimiz
faaliyetlerini daha dikkatli şekilde sürdürerek kötü niyetli kişi ve gruplara
fırsat verilmemesi için gerekli tedbirleri almıştır. Derneğimiz, dernek
tüzüğümüzde belirtilen amaçlar doğrultusunda faaliyetlerine devam etmektedir.
Derneğimizin akrabalarımızla olan ilişkiden başka herhangi bir örgüt, yapı,
cemaat, tarikat ile hiçbir ilişkisi olmadı, olmayacaktır. Derneğimiz milli
iradeye yapılan ve yapılacak olan her türlü saldırıya her zaman karşı olduğu
gibi 15 Temmuz 2016 gecesi de meydanlara inerek darbeye karşı duruşunu onurlu
bir şekilde göstermiştir. Rabbimizden niyazımız Milletimizin bir daha böyle karanlık
teşebbüslere maruz kalmamasıdır.
Şimdi ise MER-DER ’in ikinci önemli amacı olan kültürel çalışmalarından
biri ile karşınızdayız. Bu kitapta Mersavî ailesinin tarihsel serüvenin
kaynaklarla teyidi anlatıldığı gibi MER-DER’in bugüne kadar yukarıda anlattığım
çalışmaları da geniş bir şekilde yer almaktadır. Büyük bir tizlikle hazırlanan
bu çalışmamız ile mütevazı bir başlangıç yaptığımızı düşünüyoruz. Bugünün bilgi
ve belgelerini açık ve net bir şekilde gelecek nesillere aktarmak yegâne
gayemizdir. MER-DER’in yaptığı bu çok önemli başlangıca gelecek nesil Mersavî
tarihçileri ve gençleri belki de bilimsel çalışmalar yaparak çok daha ileri
seviyede katkılarda bulunacaklardır. Bu eser sayesinde iyilik zincirine bir
iyilik halkası daha katmanın sevincini yaşıyoruz. Okuyuculardan ve
akrabalarımızdan gelecek her türlü eleştiri ve katkıyı memnuniyetle
karşılayacağımızın bilinmesini isterim. Bu eleştiri ve katkıların yeni
çalışmalara zemin hazırlayacak olması bizleri umutlandırmaktadır.
Son olarak bütün bu güzel çalışmalar esnasında hiçbir fedakârlıktan
kaçınmayan MER-DER Yönetim Kurulu üyeleri; Hüseyin Kaya, İbrahim Akbaş, Sabri
Doğan, Mehmet Ağaç, Ahmet Boz, Abdullah Şakak, Osman Taş, Habip Kaçar, Yusuf
Yavuz, Salih İleri, Fuat Yavuz, Mehmet Karataş, Zeki Yıldırım, Mehmet Şah
Akbaş’a en içten teşekkürlerimi sunarken, önceki yıllarda elim bir trafik
kazası sonucu vefat eden ve çalışmalarımıza desteklerini hiçbir zaman
esirgemeyen yönetim kurulu üyemiz değerli kardeşim Nedim KARADEMİR’e Rabbimden
merhametle muamele etmesini diliyorum.
Ayrıca 21 Ağustos 2018 yılında Kurban Bayramının ilk gününde Rahmet-i
Rahmana Kavuşan, bütün bu çalışmalarımızda büyük emeği olan Derneğimizin aynı
zamanda kurucu Başkanı olarak her türlü maddi ve manevi fedakârlığı yapan ve
bizlere yol gösteren değerli akrabamız, sevgili dostumuz, abimiz, Başkanımız
Davut KIRMIZIASLAN’na Allahtan rahmet diliyorum.
Bu kitabın MER-DER ailesine ve tüm akrabalarımıza hayırlı olmasını
dilerken gençlerimizin ve gelecek nesillerin daha güzel çalışmalar yapacağını
umudunu taşıdığımızı tekrar belirtmek isterim.
MER-DER Başkanı
Dr. Sadık YETİM
SUNUŞ
16. Yüz yıldan bu yana Şanlıurfa
ilinde büyüklüğüne yakışan bir vakar ve sükûnet ile yaşayan Mersavîlerin;
birlik ve beraberliklerini pekiştirmek; medeni kültüre adaptesini hızlandırmak
ve bilgi çağında olduğumuz bu zamanda gerekli bilgi, birikim ve hayat tecrübesi
ile donatılmasına olanak sağlayacak çalışmaları yapmak gayesi ile 2007 yılında
kurulan Mersavî sosyal Yardımlaşma Dayanışma Kültür ve Eğitim Derneği (MERDER),
kısa sürede çok şeyler başarmış ve tüm akrabalarının ve Şanlıurfalıların teveccühünü
kazanmayı bilmiştir.
Çalışmalarına eğitim ile
başlamaları ayrıca takdir edilecek güzel yönleridir. MER-DER, aşiret olgusunu
pekiştirip insanları çeşitli kalıplara hapsetmek için değil; çemberini
genişleten ve diğer aşiret ve kesimlerden olan insanları da kucaklayıcı bir
anlayış içinde kardeşlik duygularını besleyen gayretler içinde olmak için
kuruldu.
Kan renginden güneş parlaklığına
bir geçiştir MER-DER. Güneş ile aydınlığa olan inanç ve beklentileri ifade
etmek için köklü ve sağlam bir yapı ifade eden çınar ağacını amblemine
yerleştirdi. Dalları asırlar kadar eski, yaprakları kucaklar kadar geniş,
gölgesi serin ve bereketlidir çınarımızın.
Nice yıllar daha güzel birçok
çalışmalar yapacak olan MER-DER’in bu kitap ile MERSAVİLERİ anlatmak üzere bir
çalışma yapmış olması aşiretimiz, ailemiz ve Şanlıurfa’nın kültür ortamı için
büyük bir kazanç olacaktır.
Kültürler ölmemeli, farklı
kültürler bir kilimin farklı desenleri gibi iç içe ve uyum içinde olmalıdır.
Hasretler, acılar, özlemler; sevinçler, mutluluklar, aşklar aynı desenler ile
süslenmelidir.
Kitabın hazırlanması aşamasında
bugün aramızda olmayıp ebediyete intikal etmiş eşi bulunmaz kurucu başkanımız
Davut KIRMIZIASLAN’ın emeğini anmadan geçemeyeceğiz. Maddi, manevi desteğini
esirgemeyip her an bizimle birlikte olan başkanımıza Allah’tan rahmet dilerken,
bu kitabı onun manevi şahsında tüm Mersavîler’e ithaf ediyoruz.
Bu kitabı hazırlamakta emeği
geçen tüm MERDER yönetimine teşekkür ederken, bu çalışmanın daha iyi çalışmalar
için örnek teşkil etmesi dileği ile hayırlı olmasını dileriz.
MER-DER Yönetim Kurulu - 2019
EDİTÖRÜN
BİRKAÇ SÖZÜ
MERSAVİ dendiğinde bende
asırların getirdiği bir olgunluk hissi uyanırdı hep. Babam; “biz Mersaviyiz”
dediğinde daha yeni yeni anlamaya başlamıştım dünyayı. Aşiret sözü oldum olası
bana hep itici geliyordu. Aşiret; cehalet, töre cinayetleri, kan davaları,
toprak kavgaları demekti. Bunu duyarak, yaşayarak da zaman için gördüm. Güzel
memleketimde hep böyle oldu. İdareci olarak çalıştığım okullarda da hep bu
kelimenin zararlarını gördüm. Bazı aşiret çocukları öyle böbürleniyorlardı ki, “Bu, bana yan baktı.” deyip kavga
çıkarttıkları ve kavganın peşi sıra karşı koyanlar için de okul çıkışı aşiret
kalabalığı topladıkları oluyordu.
Aslında bunlar cehaletin eseri
idi. Hep öyle düşündüm. Düşüncem doğru idi. Eğitim seviyesi arttıkça aşiretlere
mal olan olumsuz sıfatlar da ya kaybolmaya, ya da azalmaya başlıyordu. Eğitimli
bir insan öfkesini daha iyi kontrol altına alıyordu.
Fakat aşiret aynı zamanda bir
kültür, bir töre, sosyal bir mektep idi. Burada insanlar ailenin değerini
anlıyor, fedakârlığı, beraberliği, yoldaşlığı öğreniyordu. Güzel olanları
yaşatan, çirkin ve kaba olanları da yere gömen bir anlayışın oluşması
gerekiyordu. Bunun için de birilerinin bir şeyler yapması iyi olurdu. İşte bu kitap
aslında böyle bir düşünceden doğdu. İnsan en kutsal varlık olarak en güzel
şekilde yaşama şartlarını arayıp bulmalıdır. Kendindeki noksanlıkları
tamamlamanın yollarını aramalıdır.
Mersavîler bir ailedir. Onlar
büyük bir ailedir. İçlerinde tamamen kendilerine has güzellikler barındıran
çözülmemiş bir muamma, içilmemiş bir sudur. Mavi gökyüzünde beyaz bir bahar
bulutudur; gölge ve serinlik veren.
Bu nedenledir ki onları anlatmak
bana büyük bir zevk verdi. Urfa’nın bu kendi hallerinde cefakâr insanlarını Urfa’ya
tanıtmaya haklarında bilen ve bilinmeyen birçok şeyi paylaşmaya davet ediyorum.
Hüseyin KAYA
2019
BÖLÜM 1
MERSAVÎ
NEDİR VE MERSAVÎLER KİMLERDİR
Mersavî sözcüğünün kökeni hakkında kesin bilgiler olmamakla beraber bu
sözcüğün “mert” ya da “mer” (farsça: mert, adam anlamında) ve sav (savmak ve
söz anlamlarında farklı görüşler vardır.) sözcüklerinin birleşiminden meydana
geldiği büyüklerimiz tarafından ifade edilmektedir. Mert (adam gibi adam) Mersavî gençleri her
türlü bela ve afete karşı kendilerini ve toplumlarını mertçe (erkekçe)
savdıklarından kendilerine mert ve savan anlamında MERSAVÎ denmiştir. Ne
zamandan beri bu terimin kullanıldığı belli değildir.
Mersavîler, Şanlıurfa’nın batısında yer alan köylerde yaşarlar.
Geçimlerini daha önce tarım ve hayvancıkla sağlayan Mersavîler, İki binlere
doğru hem eğitimde hem de ticarette büyük gelişmeler kaydetmiş ve Şanlıurfa’nın
ekonomisinde söz sahibi olmaya başlamışlardır. Tarihi ve kültürel acıdan
Şanlıurfa‘da önemli bir yere sahip olan Mersavîler’in köyleri genel olarak
dağlık ve kıraç bölgelerde yer almaktadır.
AŞİRET
NEDİR ?
Aşiret nedir? Aşiret, Arapça bir kelimedir. Doğu ve Güneydoğuda ki
toplumlar bu kelimeyi Arapçadan almışlar. Doğu ve Güneydoğu insanımızın
İslam’ı kabulü ile Arap aşiretlerinin yapı biçimi bizim aile yapımızı da
etkilemiştir. Aslında bizde Malbat
terimi kullanılır idi. Fakat Malbat,
aşirete göre daha küçük bir yapıyı ifade eder. Malbat tipi bir yapılaşma aşiret
tipi bir yapılaşmanın ancak yarısı kadarına tekabül etmektedir. Malbat şeklinin bir alt örgütlenmesi
ise BAW dır yani ATA .
Hüsdinnar, Hüseyin soyundan gelen küçük bir aile yani “ATA” ise Hayderi,
bunun tüm kardeş ve amca çocuklarının oluşturduğu “MALBAT”tır..
Örneğin; Hüsdinnar, Milleveli, Halbero, Hayder, Ömer, Milleveli…
babalerden gelen aile her biri bir “ATA”dır. Her “ATA” yaklaşık yirmi hanesi
vardır ve bu zamanla çoğalır. Bunlar bir araya gelerek “MALBAT”ı oluşturur. Bu
saydığımız “BAW”ların “MALBAT”ı Hayderi’dir. Bunlar Kürt aşiretleri olan
Mersavî’nin bir koludur.
Mersavî malbatları ise şunlardır:
Hacuyusuf (Hacıusup), Halleham, Hayderi, Sori, Emiri, Hasanfer, Lavi, Ğazoğlu, Tuluğ, Taşık, Uscıma, Begler, Hemma, Sefera,
Hemmışi, Kabasakal, Selhevik, Ablalık, Kocı, Mıhıkâ
Aşiret; büyük ve geniş akraba topluluğu anlamına da gelir. Bir biri ile yakın
ilişki içinde olan ve iç içe olan zarar ve menfaatlerinde birbirlerini gözeten
toplum gruplarıdır. Hemen hemen her aşiretin yapısı aynıdır. Baw dediğimiz aileler ve bunların
bileşiminden meydana gelen Malbatlar
ve bunların teşkilinden meydana gelen aşiret.
Elbette ki her kavmin veya toplumun bir çeşit aşağıdan yukarıya doğru
bir örgütlenme şekli bulunur. Birbirinden farklı da olsa ana hedef toplumun bir
arada yaşamasına vesile olacak şekilde bir örgütlenme olmasıdır. Mutlaka
kuralları gelenekleri töreleri olacaktır. Her toplumun yapılanma şekli
kendisine hastır. Şanlıurfa’da yaşayan
tüm aşiretlerin birbirinden çok az farklıkları vardır. Tümünde töre ağırlığını hissettirir.
Ailenin kanaat önderi olan büyükleri vardır ve onların sözü birçok yerde geçer.
Kanaat önderi sözü, son zamanlarda ağa kelimesi yerine kullanılmaktadır. Aile
büyükleri ağalık denen kavramı terk edip kanaat önderi sıfatı kazanmışlardır.
Bu da aşiretlerin esasında kabuk değiştirdiğinin ispatıdır. Her bireyin burada
mutlaka bir topluma mensup olması gerekir. Her aşiretin birbirinden farklı olan
unsurları tarih boyunca kaynaşmayı artırmıştır. İnsanlığın var olması ile beraber bu böyle
olagelmiştir. Farklılık kaynaşmayı kolaylaştıran bir özellik olmaktadır.
İnsanlar farklılıklarını kavim olarak birbirlerinden önemli ve yüksek
görmemelidir. Her kavmi yaratan Allah arada tanışıklık olması ve kaynaşma
sağlanması için farklı kavimler yarattığını yüce kitabında ifade etmiştir.
Öyleyse her kavim ancak iyi olma yönünden diğerinden üstün olabilir. Kısacası;
üstünlük takvadadır. Takva artıkça insanların insanlık kalitesi de artar.[1]
Mersavîler insanlık adına kazandıracakları ve yüzyıllarca anılacak güzel
faaliyetler yapmak üzere birbirileri ile yarışmaktadırlar. Bu yarışı
hızlandırmak için de MER-DER’i kurarak sosyal alanda, eğitim alanında
faaliyetler yapmaya başlamışlardır.
Unutulmamalıdır ki, kendini diğer
kavimlerden farklı ve büyük gören kavimler çok kısa süre zarfında yükselmiş ama
yine aynı kısalıkta da tepetaklak olmuşlardır.
Bu nedenle Mersavî gençleri sadece ahlaklı ve erdemli olma yolunda neler
yapılabileceği ile meşgul olmaktadırlar. Onları 1515 yılından bu yana bu
mübarek topraklarda huzur içinde yaşatan da milletin birlik ve beraberliğine
verdiği değerler, vatan ve millet aşkı olmuştur.
MERSAVİ AŞİRETİ TARİHÇESİ
MERSAVÎLER
NEREDEN GELMİŞTİR?
Mersavîlerin tarihleri oldukça eskidir. Bunu anlatmak, hele kaynaklara
dayandırarak anlatmak pek kolay değildir. Ne yazık ki tarih boyunca nice
yurtlar edinen bu Anadolu’nun cefakâr insanları göçebe bir hayat sürdüklerinden
tarihlerini anlatacak yazılı metinler oluşturmak gayretinde olmamış ve zor
yaşam koşulları içinde mücadele etmişlerdir. Yazı olarak bizim takip
edebildiğimiz 16. Yüz yıllardan kalan bilgilerdir.
Şanlıurfa’nın batısında Suruç, Bozova ve Merkez ilçe arasında
kalan yerlerde yaklaşık olarak 32 köyden oluşan yerleşim yerinde ikamet
eden Mersavi Aşireti devlet
kayıtlarından 1536'da 25 hane ve 27 mücerred (Bekar) 1590'da 20
hane ve 9 mücerredi olduğu şeklinde kayıt altına alındığı belirtilmektedir
MERSAVÎLER KAYITLARDA ŞU ŞEKİLDE YERALMAKTADIR:
Mersavi Taifesi "1536'da 25 hane ve 27 mücerred (Bekar) l590'da 20
hane ve 9 mücerredi vardı. Şahin ve Korkmaz’a tabi kısmında, iki ayrı yerleşim
yerine ayrıldıkları
görülmekte bunlardan, 14 hane ve 8 mücerredi Mahmudî mezrasında, 6 hanesi
ve 1 mücerredi de eski Seruç Köyünde oturmaktadır."
görülmekte bunlardan, 14 hane ve 8 mücerredi Mahmudî mezrasında, 6 hanesi
ve 1 mücerredi de eski Seruç Köyünde oturmaktadır."
Ayrıca Mersavîler’in tarih içinde nerelerde yaşadıkları ile ilgili
sınırlı bilgi, yazılı kaynaklardan tahrir defterlerinde geçmektedir. Yapılan
doktora çalışmalarından ikisinde 16. Yüzyılda Urfa, Suruç ve Birecik köylerinde
yaşadıkları ifade edilir: “Mersavîler, Ravendan ve Birecik’te iki şube halinde
bulunmaktadırlar. Ravendan’ın Mahmudi ve Birecik’in eski Suruç köylerinde meskûndurlar.
29 nefer, 20 hane, 26 bennak ve 9
mücerred olup, 284 baş koyunları vardır ve yılda 408 akçe vergi veren küçük bir
cemaattir. [2]” şeklinde kayıt altına
alındığı belirtilmektedir.
“ Bir başka kısım aşiretler de vardır ki, bunlar “tabi-i hariç” şeklinde
kaydedilmişlerdir. Aralarında Karslı, Kirisli, Mamaşanlı, Mersavî, Özerli (Üzeyirli) Şamlı adlarını taşıyanların bulunduğu bu
grup, muhtemelen başka sancaklardan geçimlik için Ruha’ya (Urfa) gelmiş
bulunanlardan oluşmaktadırlar.[3]”
Şanlıurfa, Ruha Şehri olarak 1518 yılına ait Tahrir Defterine göre 782
Müslim Hanenin yaşadığı bir yerdir. Beş yıl sonra bu sayı 988’e çıkmıştır.
Ahmet Nezihi Turanın doktora tezinde Ruha’daki aşiretler sayılırken Mersavilerden “tabi-i hariç” şeklinde
kaydedildiği yazılıdır. Buna göre Mersavîler
Karslı, Kirişli, Mamoşanlı, Özerli ve Şamlı adlarını taşıyan gruplarla birlikte
anılır ve bunların; “Muhtemelen başka sancaklardan geçimlik için Ruha’ya gelmiş
bulunanlardan oluşmaktadır.” diye açıklanır. Mersavîler, Mamoşanlı, Baziki, Berazi aşiretleri ile birlikte Miri
(mert,erkek anlamlarında kullanılmıştır.) Aşiretlerindendir. Geçimlik sağlamak
üzere Ruha’ya 1518 yılı Tahrir Defteri kayıtlarına göre gelmiş ve vergi veriyor
bulunmalarından dolayı burada yerleşerek artık geldikleri doğu illerine geri
gitmedikleri anlaşılmaktadır.
AHMET Nezihi Turan 1993 yılında yaptığı doktora çalışmasında Baziki
Aşiretini anlattığı sayfada Tahrir defterinde bu aşireti; “1540 yılında her
birinin başında bir Kethûda olmak üzere 12 gruba, 1566’da Mir-i Aşiretleri
idaresinde 8 ayrı cemaat ile Mamoşanlı Kürdikânlı, Mersavi oymaklarından oluşan, Kethüdaları idaresinde 11 üniteye
ayrılmış vaziyettedirler.” diye anlatır. Bu durumda Mersavîler 1540 yılında Miri Aşiretleri topluluğundandır ve bir oymak
olarak bulunmaktadır.
Aynı eserin 67. sayfasında Berazi Aşireti anlatılırken Berazi aşiretinin
“1540’ta Mahmut b. Polat Bey
idaresinde bir ünite iken 1566’da 3 Miri Aşiret, 6 Kethûda altında 9 gruba
ayrılmışlardır.[4]” olarak ifade eder. Bu ifade ile Mersavilerin
Miri Aşireti mensubu olduğu ve Mahmut b. Polat Bey’in de bunların reisleri
olduğu anlaşılmaktadır. Aynı minvalde Mersavî büyükleri ile yaptığımız
röportajlarda Polat Bey’in bir Mersavî olduğu söylenmiştir. Çeşitli eserlerde Adı
geçen Polat Bey, Mahmut b. Polat Bey’dir.
1540’lı yıllara kadar konargöçer bir topluluk olan Mersavîler, Osmanlı idaresine dâhil olduktan sonra göçebeliği
bırakmışlardır.
Osmanlı dönemindeki Urfa hakkında tüm bilgiler Halep Vilayet
Salnamesi'nde yer almaktadır. Urfa'nın ilk ve tek vilayet salnamesi cumhuriyet
döneminde kaleme alınmış ve yayınlanmıştır. 1927 tarihli bu salname, Urfa'nın
tarihi, coğrafi, ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel tanıtımını yapan ilk
ve tek Osmanlıca kaleme alınmış salnamedir.
Vali Fuad Bey'in önsöz yazdığı bu salnamede, Urfa'da o dönem aşiretler
ve bu aşiretlerin örf ve adetleri ile ilgili birtakım bilgilere yer
verilmiştir. Bu salnamede Mersavîler hakkında şöyle bir ifade geçer:
“Mersavî Aşireti: Merkez Vilayetin şimal-ı garbisinde sakin ve ziraatla
meşguldürler. Urfa dâhilindeki Mersavîler takriben iki yüz elli haneden
ibarettir.”
Mersavîler ile ilgili bir diğer
bilgiye de “Fî evâil B sene
[1]191/1778 Rakka Ahkâm Defteri”nde
rastlanır. Bu defterin 263. Sayfasında iki nolu bölümde; Mersavîler ile ilgili
şu bilgilere rastlanır:
“1778 Rakka Valisinin Ruha
Kadısına Yazdığı Hüküm: Hacı Abdurrahman Mersavi Hüseyin’i mahsulün satmasına
vekil tayin etmesi, mahsulün satılması ancak hesap vermekten kaçınması
Rakka valisi vezire Ruha kadısına hüküm ki,
Hacı Abdurrahman nâm
kimesne Südde-i [sa‘adetime] arzuhal edip Suruc kazâsına Ziyaret nâm karye derûnunda vâki‘ devr- keyl ve der- anbar olunmuş terekesinin füruht
içün Ruha sâkinlerinden Mersavi Hüseyin nâm kimesnenin bin yüz seksen beş
senesinde muhitine ta‘yin ve tevkil eylediğinde merkûm Hüseyin devr- keyl ve der-anbar olunmuş tereke kemal-i
sayenizden nâşi itlâf ve iza‘at ve ekl beliğ etmekle hesabları ma‘rifet-i
şer‘le izin murad oldukda muhasebeden imtina‘ ve sabıka Rakka valisi ahz ve
habs eylediğine binâen muhasebesi görülüp ale-hal zimmetinde olmağla şimdi habsden hâlâs olmağla muhasebe görmek istedikde
ba‘zı kimesnelere istinad kasdiyle muhasebesin görmeyip ziyâde gadr eylediğin
bildirip mahallinde şer‘le görülüp mezkûrun zimmetinde zuhûr eden hakkı tamamen
alıverilmek bâbında emr-i şerifîm ricâ eyledikde ecilden mahallinde şer‘le
görülmek içün yazılmıştır.”Mehmet Emin Üneri’in 2009 yılında
yayınlanan Aşiret, Eşkıya ve Devlet adlı eserde 16. Yüzyılda Urfa Sancağında verilen
Cemaatler tablosunda Mersavi Cemaatinin Akça Mağara köyü
Bozili nahiyesi Urfa sancağında yaşadıkları bildirilmektedir.(Yusuf Hallaçoğlu
Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar, Ankara 2009)[5] aynı
eserin bir başka yerinde;19. Yüzyıl başında Urfa ve çevresinde bulunan
aşiretler ile ilgili yayınlanan tabloda, Mersavi Aşireti;
merkez vilayetin kuzey batısında sakin ve ziraatla meşguldürler denilmektedir.(
Urfa Salnamesi 1927)
Analiz Basım Yayım tarafından
1998 yılında “çok gizli” ibaresi ile yayınlanan Aşiretler Raporunda ise Mersavi aşireti için, Oturduğu ya da konakladığı yer: Büyükçömlekçi, Yoğunburç,
Kızılburç, Örcünlü ve Yk. Koşma köyleri olarak geçmektedir. Raporun düşünceler
bölümünde ise; Aşiretin isyana katılmadığı, Yurduna bağlı olduğu, yerleşik bir
aşiret olduğu ve zararlı propagandalara ve cereyanlara eğilimlerinin olmadığını
belirtilmektedir.[6]
Yine Mersavîler ile ilgili bir kısa bilgiye “18 Ve 19. Yüzyılda
Birecik Sancağında İktisadi Ve Sosyal Yapı “ adlı tezde rastlanmaktadır.[7]
İlgili tablonun olduğu eser linki dip notlarda mevcuttur.[8]Dersaadet’de Meskun
malikaneciler, 1257-1258 (Guruş) başlığında ise şu tablo yer almaktadır:[9]

Sair Aşiret Malikaneleri 1146
(Guruş) başlığında Mersavilerin aşiret malikaneleri tabloda şöyle
gösterilmiştir:[10]

Aynı eserin Tablo.6 Urfa Vilayeti
Ekrat Aşiretleri, 1282 başlığında ise Mersavîler Suruç ve Bozova çevrelerinde
60 hane olarak yaşamaktadırlar diye tablolaştırılmıştır.[11]


ŞURKAV tarafından çıkarılan
ŞANLIURFA adlı derginin “URFA SALNAMESİ'NDE AŞİRETLER-ÖRF ve ADETLERİ (1927)”
başlığı altında 32. Sayfada Urfa’da yaşayan yerleşik aşiretler sayılırken 1927
tarihindeki kayıtları göre Mersavîler’in, “Merkez Vilayetin şimal-ı garbisinde
sakin ve ziraatla meşguldürler. Urfa dâhilindeki Mersavîler takriben iki yüz
elli haneden ibarettir.” Diye salnamelerde geçtiği kayıt altına alınmıştır.
16. yüz yıldan sonra Mersavîler hakkında yapılan kapsamlı bir araştırma
yoktur. Bu nedenle onların tarih boyunca
yerleşim yerleri ve tarihi geçmişleri hakkında kesin bir bilgilere ulaşmak
mümkün olmamaktadır.
Mersavî büyüklerinin ifade ettiklerine göre Mersavîler doğu Anadolu’nun
kuzey kesimlerinde yaşarken eşkıyalardan kaçmışlar ve başlarının belalara
girmemesi için anayurtlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Bazen sulh için fedakârlık
da gerekir. Mersavîler bunu yapmışlardır. Bağırlarına taş basmış ve yurtlarını
terk etmişlerdir. Geçimlik derdi ile bugün yaşamakta oldukları bölgeye
gelmişlerdir. Yaklaşık olarak beş yüz yıl kadar önce Şanlıurfa bölgesine
gelerek yerleşen Mersavî büyükleri, yerleştikleri bölgede herkes ile iyi
geçinmişlerdir. Mertliklerini insanlara zarar vermek anlamında kaba kuvvet ile
değil cömertlikleri ile göstermişlerdir. Mersavîler’e liderlik yapanların köy
odaları her zaman açık kalmış ve Mersavî yoksulları ile yolu Mersavî
köylerinden geçen herkes bu odalardan faydalanmıştır. Bu ifadeler ile 16.
yüzyıl Tahrir Defterleri kayıtları uyuşmaktadır. Devletine her zaman bağlı
kalan Mersavîler’i yasadışı faaliyetler içinde görmek çok enderdir. Gençleri
Allah korkusu ile yetişirler. Allah’ın her zaman her yerde hazır olduğunu bilmek
onlara davranışlarını kontrol etme gücü verir.
Bugün Suruç- Bozova ve Şanlıurfa il merkezi üçgeninde bulunan aşağıda
adları yazılı köylerde yaklaşık kırk bin nüfus olarak yaşamaktadırlar.
Büyükalanlı (Keşişlıgamezın), Küçükalanlı
(Keşişlıgaçuk), Karataş (Herim),Karaharabe
(Ğırabreş),Kermitli,Kundırlı,Sayburç, Yoğunburç, Kızılburç, Hut, İnanlı
(Bedin), Küçükkubık, Büyükkubık, Taşan, Pirğelil, Gokgöran, Karaharabe
(Aslanlı), Keçiburç, Salık, Çolmekçi, Sarımağara,
Lorık, Kaynter, Belveran, Kolanşehir, Kızler, Sarşeyh, Seydveran, Tatmeseku-1, Tatmeseku-2,
Tatmeseku-3, Keçiburç,
KURTULUŞ SAVAŞINDA MERSAVÎLER
Kurtuluş savaşında Urfa'nın kuzeybatısının savunulmasında unutulmaz
destanlar yazan atalarımız, Fransızların bu topraklardan çıkması için
üzerlerine düşen görevi layığı ile yerine getirmişlerdir.
Mersavîler, Urfa’nın kurtuluşu esnasında
Saco’nun Fransız askerlerinin Urfa’yı terk etmeye başladıkları zamanda Urfa Suruç
arası bir bölgede Fransız askerlerinin giderken elde etmek istedikleri birtakım
ganimetlerden dolayı dayanamamış ve onlarla savaşa girerek, sözlerinde durmayıp
bir şeylere karışmadan Urfa’yı terk etmek gerekirken sağa sola ateş eden ve
masum hayvanlara bile zarar vermekten çekinmeyen Fransız askerleri ile
savaşmışlar ve birçoğunun cezasını vermişlerdir. Fransızların bölgeyi terk
ederken yaptıkları taşkınlıkların sebep olduğu bu çatışmalarda kesinlikle
masumlara zarar verilmemiştir. Öyle ki aman dileyen ve taşkınlıktan vazgeçen
askerler bile serbest bırakılmış ve memleketimizi sağ salim terk etmek için
güvenlikleri sağlanmıştır. Gösterilen tüm iyi niyetlere rağmen bazı askerlerin
de cezası verilerek böylece Fransız askerlerinin çekildikleri köylerin talan
edilebilecek yenilebilir lokma olmadığını anlamalarını sağlamışlardır.
Mersavîler şimdiki Gözek Yüzme
Havuzunun bulunduğu bölgede eski yolda olan küçük köprünün etrafında sipere
yatmışlar ve bizim askerler eşliğinde Urfa’yı terk etmek üzere gece yola çıkan
Saco ve askerlerine, herhangi bir taşkınlık veya sarkıntılık ve kalleşlik
durumunda müdahale etmek üzere hazır beklemişlerdir. Bizim askerin sözü edilen
köprüye geldikten sonra ayrılmak üzere geri dönüşleri başladığında Saco’[12]nun kalleş askerleri
bizimkilere ateş edince sipere yatmış olan Mersavî çeteleri de ateşe başlamış
ve hainlerin hak ettiği cezayı almalarını sağlamışlardır
Ayrıca Maraş’ta bulunan Fransızlarla Ermenilerin Müslüman halka karşı
saldırıya geçmeleri üzerine Maraş ve çevresinde bulunan Kuvâ-yı Milliye
tarafından savunma hazırlıkları yapıldığı, aralarındaki şiddetli çarpışmaların
sürdüğü, Antep’den Maraş’a erzak ve cephane nakleden bir Fransız nakliye
kolunun Behisnili meşhur eşkıya Benli (?) Ali ve avanesi tarafından imha
edildiği, Avane reisleriyle Millî aşiretinden oluşan 2.000 kadar atlı ve 600
kadar da develi bir kuvvetin 1 Şubat 1920’de Suruç’a gelerek kasabayı
kuşattığı, Fransızlara kasabayı terk etmelerini, aksi halde hücum edeceklerini
bildirdikleri, Berazi aşireti reisinin Yasravi
(Mersavî ) aşiretleriyle
birleşerek tren hattını tahrip etmeye gittiği, Cerablus-Müslime
Cerablus-Akçakale hattının tahrip edildiği, Suruç’taki Fransızların Birecik’e
çekildiği, ve böylece Fransızların memleketimizi terk etmek durumunda kaldığı, Mamuretülaziz Vilâyeti Vekâleti’nden alınan
7 Şubat 1920 tarihli şifre telgraf suretinden anlaşılmaktadır.[13]
7 Şubat 1920 tarihli şifre telgraf suretinden anlaşılmaktadır.[13]
Milli Mücadele esnasında Mersavîler’in ileri gelenlerinin bizzat harbin
içinde olduğu şu araştırmadan da net bir şekilde anlaşılmaktadır.[14]

Şanlıurfa
Büyükşehir Belediyesi tarafından Müslüm Akalın ve Cihat Kürkçüoğlu’na
yaptırılan URFA MİLLİ MÜCADELE ALBÜMÜ adlı eserin 136. Sayfasında;
“Mersavi aşiretinden
Hassê Mersavi: Reisi İbrahim Bey maiyetinde Urfa Kuvayı Milliyesine hizmet etmiştir.
Mersavi aşireti reisi İbrahim (Doğan) (Osman-Ayşe): Urfa Mücadelesi'nde
maiyetiyle birlikte Kuvayı Milliye hizmetinde çalışmış, Dergezenli ve Şebeke
cephelerinde mücadele etmiştir.
Mersavi aşiretinden İsmail Demir (Recep-Besse) (1893-1968): Aşiret
mensuplarıyla şehre gelip Kuvayı Milliyeye dâhil olmuş daha önce şehit olan
arkadaşı Bayram oğlu İsmail'den başka Fransızların Urfa'yı tahliyesini müteakip
katıldığı Şebeke çatışmasında, arkadaşları Bayram oğlu Mehmet, Cuma ve muhacir
Aslan da şehit olmuşlardır. İsmail Demir Fransız işgalinin sona ermesinden
sonra arkadaşlarıyla birlikte
Gaziantep'e yardıma giden Urfa Kuvayı Milliyesi içerisinde yer almıştır.”
Denmektedir.
İbrahim
Bozkurt tarafından 2003 yılına yazılan “Tarih Boyunca Aşiretçilik ve Şanlıurfa
Aşiretleri” isimli eserin “Mersavîler” başlığında şöyle yazılıdır:
“Bölge aşiret tarihi ile ilgilenen yazarların ve bölge tarihçilerinin bu
aşiret ile ilgili kayıtlarına fazla rastlamadım. Ancak 19 Mayıs Üniversitesi
Tarih bölümü arşivinde “Aşiretler ve Osmanlı – Türkiye Kimliği” isimli eserde;
bu aşiretin Kanuni Sultan Süleyman döneminde Horasan’dan Urfa’nın Bozova
ilçesinin Yoğunburç köyü civarına yerleştirildikleri kayıtlıdır.
Yine “Osmanlı dönemi
İskan Güneydoğu Anadolu” eserin 60. Sayfasında 16 Ocak 1692 yılında Halep
valiliğine hitaben gönderilen fermanda Tacirli aşiretinin Çarmelik’e
yerleştirilmesi istenmiş fakat Mersavi aşiretinin Carmelik hanına hizmet
ettikleri, Hanın tamirine ve gelen giden misafirlerin atlarına baktıkları”
anlatılmaktadır.
MERSAVİLERİN SOY AĞACI (1500 YILINDAN BU
YANA)
Mersavi büyükleri ile yapılan röportajlar
neticesinde ulaşılan veriler Polat Bey adında bir İleri gelenin soyundan
Mersavi denen aşiret meydana gelmiştir. Polat Bey’in beş çocuğu vardır ve
bunlar her biri ailesi ile farklı zamanlarda Urfa iline göç ederek farklı
köylere yerleşmiş ve soylarını huzur buldukları bu kıraç topraklarda devam
ettirmişlerdir. Soy ağacının detayları daha sonraki basımlarda inşallah
yazılacaktır. Aşağıda bir babadan kaynaklı örnek soyağacı verilmiştir.[15]

MERSAVÎLERDE AĞALIK YOKTUR
Mersavîler'de ağalık hiçbir zaman herkesin bildiği halkı ezen eski Türk
filmlerinde gördüğümüz gibi gaddar, sömüren, maddi ve manevi olarak tahakkümde bulunan
ve her türlü devlet imkânını kendi menfaatleri için kullanan tipte olmamıştır.
Ağa olarak kabul edilen aile ve fertleri tam aksine muhtaç olan köylüyü koruyup
kollamış ve ihtiyaçlarını gidermiştir. Köyde kurdukları odalarla her gelen
yabancıya sofralarını açmışlar ve garibanların da karnını doyurmuşlardır. Bu
nedenledir ki ağalar çok sevilmiş ve saygı görmüşlerdir. Şükrü KARATAŞ ve
ailesi bu tür ağalardandır. Ağa
cömerttir, merttir.
Ayrıca siyasi ve içtimai olarak Mersavi ailesinin önderliğini uzun
süreden beridir sürdüren ve ailenin birlik ve berberliğini sağlayarak aile içi
anlaşmazlık ve diğer aşiretlerle sorunlar oluştuğunda bir nevi arabulucu olarak
görülen Necati AKGÖL ve Şanlıurfa Eski Belediye Başkanı Uğur Esat AKGÖL
olmuştur. Akgöl ailesi hem eğitim anlamında hem de siyasette Mersavi ailesinin
tüm sorunları ile ilgilenmiş ve aile fertleri arasında her yönü ile saygınlık
kazanmıştır.
Ağalık seçim meydanlarında; benim oyun şu kadardır deyip siyasi menfaat
toplayan aciz kimselerin tekeline düşmemiş; aksine sevilen bir insan olmanın
ayrıcalığı ile toplumda her yerde övülen ve saygı duyulan bir aile içi bağlılık
mekanizması oluşmasına sebep olmuş ama bu durum hiçbir zaman:” ağamız böyle
diyor, öyleyse doğrudur.” tezine dönüşmemiştir.GEÇİM KAYNAKLARI
Mersavîler yaşadıkları bölgelerde tarım ve hayvancılıkla geçimlerini
sağlamışlardır. Geçim sıkıntısı her zaman her devirde olmuştur. Yaşadıkları
bölgeler dağlık ve çoraktır. Toprak verimsizdir. Tarım olanları
sınırlıdır; olanlar da taşlıktır. Mersavîlerin çoğu bu taşlık tarlalarını
temizlemiş ve geçimlerini sağlayacak ekin alanlarını açmaya çalışmışlardır.
Hayvancılık, Mersavîler için kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadardır. Son birkaç yıldır hayvancılık ile uğraşan aileler çoğalmıştır.
Hayvancılık, Mersavîler için kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadardır. Son birkaç yıldır hayvancılık ile uğraşan aileler çoğalmıştır.
Özellikle meyve yetiştiriciliğinde fıstık ön plandadır. Fıstık ağaçları
uzun soluklu bir hizmet istediğinden her Mersavî fıstık yetiştirmek ile
uğraşmaz. “Fıstıkları babalar
yetiştirir, torunlar yer derler.” Bu nedenle ancak torunların yiyebileceği bir
meyve içinde pek az Mersavî hizmet etmiştir. Çünkü çok daha öncelikli
ihtiyaçlar vardır. Ancak son zamanlarda kente yerleşen ve ziraat ile ilgili
birçok teknik bilgiye sahip olan Mersavî gençleri, kendi köylerinde fıstıkların
daha erken yetişebilmesi için gerekli desteği sağlayarak, yeni gelişen
teknolojileri de kullanıp yeni ürün yetiştirme yöntemlerini uygulayarak fıstık
yetiştiriciliği yapmaya başlamışlardır. Böylece fıstıklar artık yirmi yılda
değil on yılda da ürün vermeye başlamış ve babalar da kendi ektikleri ağaçların
meyvesini yemeye başlamışlardır.
Fıstık cinsi olarak daha çok kabuğu beyaza çalan kırmızı ile renkli
“keten köyneği” yetiştirilir. Fıstıklar iyice olgunlaşınca daha ağaçta iken
çatlar ve içi yeşil bir yemişle dolar. Yurt içinde ve yurt dışında birçok
kullanım alanı olan fıstık hem çerez olarak hem de özellikle tatlı sektöründe
kullanılarak tüketilir. Aslı Urfa fıstığı olan fıstık, Antepliler tarafından
Antep fıstığı olarak dünyaya pazarlanır.
Üzüm
Üzüm yetiştiriciliği Mersavî bölgesinde yoğun olarak yapılan bir meyve yetiştiriciliğidir.
Bizim üzümün tadı oldukça tatlıdır. Kabuğu ince ve sarı renklidir. Tahnevi,
Çıloreş, çilorut, Kulluhi, Hummısi, Kabarcık, Kalfetisi (siyah üzüm gibi üzüm
türleri yetiştirilir. Üzüm daha çok pekmez olarak değerlendirilir. Pekmezi
Mersavîler kendileri bizzat bağlarında “mahsere” dedikleri toplama ve üzüm
yapma ocaklarında yaparlar. Üzümleri parlak açık kırmızıdır. Gün pekmezi ve
kara pekmez diye iki tür pekmez üretirler. Aile tüketimine yetecek kadar bastık
(pestil), çekçek (kesme) ve lepik (sucuk) yapan aileler de bulunmaktadır. Kara pekmez (en az beş saat ateşte
kaynatılarak yapılan pekmezdir) daha çok ilaç olarak kullanılır. Kışın
vazgeçilmez soğuk
algınlığı ilacıdır. Nefesi açar, kanı
artırır, güç verir.
algınlığı ilacıdır. Nefesi açar, kanı
artırır, güç verir. BÖLÜM 2
KÜLTÜR YAPILARI
Mersavîler Şanlıurfa’da
önemli bir ailedir. Beş kola ayrılarak çoğalmışlardır. İlk Mersavî babanın beş
oğlundan çoğalan Mersavî soyu ortaya çıkmıştır. Geleneksel Kürt kıyafetlerin
yanı sıra şalvar ve ceket altına giydikleri kunduralarla belli belirsiz bir
Kürt – Türk sentezi görülür kıyafetlerinde.

Eski toprak diye nitelendirilen Mersavî büyükleri şalvar, yelek, gömlek giyerler. Başlarına da şal ve tülbent geçirirler. Tülbendin üzerine de ‘Agal’ (êğal) takarlar Yazın güneşin yakıcı sıcaklığından, kışın da soğuktan korunma yöntemidir bu. Erkeklerin bir de kışın üzerlerine giydikleri ve aba adını verdikleri bir giysi vardır ki, hem sıcak tutar hem de her şartta her yerde yatak ve yorgan vazifesi görürdü. Siyah renkli özel bir kumaştan yapılan bu giysinin içine de hayvan derisinden yapılan özel bir deri astar dikilirdi.
Kadınlar önceleri koufi adı verilen bir başlık takarlardı. Bu başlık erkeklerin kullandığı fese benzer, yuvarlak ve kısa idi. Öyle ki kadınların bir kısmı bu kufi başından kazara düşse dinden çıktığını zannederdi.
Kıyafetleri gösterişten
uzaktır. Mütevazılık her hallerinden belli olur. 

Çobanlık geleneği Mersavî
köylerinde yaygındır. Çobanların ihtiyaçlarını ve aylık ücretini hayvanlarına
baktığı insanlar karşılar. Karnının doyacağı kadar yiyecek peşinde koşarlar;
açgözlü değillerdir.
Mersavîlerde Evlenecek eşler nasıl seçilir? Düğün törenleri nasıl
yapılır?
GÖRÜCÜ
USULÜ EVLİLİK VAR MIDIR?

Mersavîler de tüm güneydoğu illerinde olduğu gibi geleneksel bir aile
kurma düzeni uygularlar. Evlilik kutsal saydıkları bir kurumdur. Gençlerini
evlilik çağına gelen Mersavîlerin kadınları evlatlarını evlendirmek için her
daim göz gezdirirler. Hem yakın çevrelerinde hem de uzak akrabaları arasında
erkek evlatlarını evlendirebilecekleri kızlara bakarlar. Anneler bu işi üstlenen
gönüllü neferlerdir. Bir evladın evlenmesi annesi için hayatta görmesi gereken
en önemli olaydır. Bu nedenle evlilik işi ile en çok anneler ilgilenirler. Köyde
yaşayan Mersavîlerin genel olarak erkek ve kız evlatlarını görücü usulü ile
evlendirdikleri görülür. Önce kızlar anneler ve kız kardeşler tarafından
görülür. Beğenilen kızlar babalara anlatılır. Eğer babalar da olur verirse aile
toplanır ve erkek evladı çağırarak konu kendisine açılır. Erkek evladın anne ve
babasının beğendiği kızı istenmek üzere beğenip beğenmediği sorulur. Eğer evlat
bahsi edilen kızı hiç görmemiş ise kız evine çocukların da birbirini görüp
karar vermeleri için kahve içmeye götürülür. Kız evi eve gelen misafirleri
ağırlar ve kahve ikramında bulunur. Kahveleri kız ikram eder. Kız ve erkek
çocuklar bu vesile ile birbirlerini görmüş olurlar. Eğer bu kısa süre içinde
birbirlerine karşı bir istek duymuş iseler kız istenmek için bir başka gün daha
misafirliğe gidilir. Evlenmek üzere çocukların kararı çok önemlidir. Çok ender
de olsa bazı aileler kız ve erkek çocuklarının bir birlerini görmesine müsaade
etmeden evlendirdikleri de olur. Fakat bu durum son yıllarda hiç rastlanan bir
durum değildir. Köyde de olsa artık aileler ve gençler bu konuda daha bilinçli
hale gelmişlerdir. Gençler artık kendi kararlarını kendileri vermektedirler.
Fakat yine de ailelerin onayı çok önemlidir. Eğitim seviyesi yükseldikçe gençlerin evlilik gibi hayatı ölene kadar
etkileyen bu konuda karar vermeleri daha bağımsız olmaktadır.
MERSAVÎLERDE
TAZİYE
Ölüm Allah’ın emridir. Her canlı mutlaka ölümü tadacaktır. Hak olan
ölümden kurtuluş yoktur. Kurtuluşu olmayan ölüm insanlar üzerinde derin izler
bırakmıştır. Tarih boyunca insanlar ölüme çareler aramışlar, çok
yaklaştıklarını zannettikleri zamanda aslında ne kadar uzaklaştıklarının
farkına varmışlardır.
Çaresi olmayan ölüm geldiğinde her kavim kendine göre bir karşılama ve
ölene de bir uğurlama yöntemi tarzı veya geleneği geliştirmiştir.
Biz kitabımızın bu bölümlünde Mersavîlerde ölene yapılan kabir
hazırlıkları ve taziye geleneği hakkında bilgi vermeye çalışacağız.Eğer bir trafik kazası veya ani bir kalp durması sonucu ölmemiş ise
hasta olan ve ölüm döşeği dediğimiz derecede ağır hasta olan kişi sıla-i Rahim
gereği sık sık ziyaret edilir ve moralinin yüksek tutulması sağlanır. Ölümün
hak olduğu ve bundan kurtuluşun olmadığı, herkesin mutlaka öleceği
hatırlatılır. Dini sohbetler edilir. Allah’tan umudun kesilmeyeceği, nice ağır
hastanın zaman içinde sağlığına kavuştuğu hatırlatılır ve örnekler verilir.
Hastalığın, ahiret hayatında çekileceği muhtemel olan azaba kefil olduğu
söylenir. Böylece hasta psikolojik bakımdan rahatlatılır. Sık sık kelime-i
şahadet getirilir. Böylece hastanın da bu sözleri söyleyip Müslüman olarak son
görevini yapması sağlanır.
Hasta olan kişi, Allah’ın rahmetine kavuşunca da (ölünce) çenesi
bağlanır. Eğer gözleri açık kalmışsa kapatılır, üzerine uygun bir beyaz örtü
veya battaniye çekilir. Hasta sahiplere haberdar edilir. Hasta sahipleri hemen cenaze yıkama ve
akabinde kabir hazırlıklarına başlar. Bir iki saat içinde tüm hazırlıklar
yapılır ve vefat eden kişi mezarlığı götürülerek defin işlemi yapılır.
Eğer ölen kişinin evlatları, kardeşleri il dışında ise çok nadir de olsa
cenaze en yakın hastane morguna kaldırılarak yakınlarının geleceği güne kadar
bekletilir.
Eğer cenaze hastane morguna kaldırılmışsa orada da yıkanır. Eğer cenaze
evde ise, yıkama işini ya cenazenin usul bilen bir yakını, ya da bir imam
efendi yapar. Yıkama işinden sonra cenaze kefenlenip ve tabuta konarak üzerinde
namaz kılınmak üzere tüm akrabaların ulaşabileceği bir camiye götürülür. Camide
namazı kılınan cenaze defin işleminin yapılması için daha önceden resmi
işlemleri tamamlanarak hazırlanmış kabre gömülmek üzere akrabaların omzunda taşınır.
Taşıma işlemi eğer mezarlık uzak ile belediyenin tahsis ettiği bir nakil aracı
ile yapılır.
Cenaze defnedildikten sonra cenazenin sahiplerine daha mezarlıkta iken
başsağlığı dilenerek taziyede bulunulur. Taziyenin nerede devam edeceği aileye
yakın biri tarafından açıklanır. Evde taziyeler genel olarak üç gün sürer.
Fakat köy kesiminde veya akrabalarının çoğunun köyde olduğu ölümlerde taziye
bir hafta da sürebilir.
Erkekler kendi aralarında kadınlar kendi aralarında taziye kabullerinde
bulunurlar. Yemek saatlerinde yemek hayır sahipleri tarafından yapılır. Hayır,
sahiplerinin tek başına yapamayacağı durumlarda taziye işlerini bilen bir
gönüllü topladığı yardımlarla yemek organizesini yapar ve taziye sahibine bir
sıkıntı hissettirilmez.
Taziyeler için taziye evleri inşa edilmiştir. Artık evlerde sıkıntılı
ortamlarda taziye yapılmamaktadır. Bu iş için belediyeler ve valilikler de
çeşitli yardımlarda bulunmaktadır.
Taziyenin sona erdiği son gün yapılan bir mevlit töreni ile ilan
edilir. Mevlit töreni
yemekli veya yemeksiz yapılır. Dualar edilir ve taziye sonlandırılır.
DİNİ YAPIMersavîler, Müslüman Kürtlerden
Hanefi mezhebine bağlı olan bir topluluktur. Ortaasya’dan Türklerle birlikte
geldikleri ve Alpaslan ile birlikte Çaldıran savaşında Bizanslara karşı
savaştıkları rivayet edilir. Müslümanlıkları Anadolu’da yaşayan ilk Müslüman
olmalarından dolayı sağlam bir yapı arz eder. Dini inançlarını samimi ve
riyadan uzak olarak yaşarlar. Sağlam karakterlerini dini yapılarından alırlar.
Onlar Allah’tan en samimi ve içten duygularla korkarlar. Bu korku onların
dünyevi işlerinde vicdani bir sorumluluk göstermelerine sebep olur. Böylece
şiddet ve gayri meşru işler bu insanlar arasında yok denecek kadar azdır. Hemen
hemen her köylerinde bir cami vardır. Bu camiler sadece mevcudiyetlerini fiziki
olarak değil cemaatleri ile de gösterir. Camiler her zaman cemaate sahiptir.
Cami mimarileri klasik Urfa mimarisidir. Basit yapılıdır.
YAŞADIKLARI YERLER
Şanlıurfa’nın batısında Suruç, Bozova merkez ilçeler olan Karaköprü,
Eyyubiye, Haliliye ve Kuzeyde Siverek Viranşehir, Hilvan merkez ve bağlı bazı
köyleri de kapsayan geniş bir alanda yer alan 42 köyde ve il-ilçe merkezlerinde
yaşarlar. Köylerin yolları yakın zaman içinde asfaltlanmıştır. İpekyolu Mersavî
köylerini kuzey ve güney olarak ikiye böler.
2006 yılında yapılan otoyolun bağlantı yolu Mersavî
köylerinin tam ortasından geçer. Bu
yol sayesinde köylerin kıymeti arttı, toprak değer kazandı. Şehre
yerleşmiş çoğu Mersavî artık köye dönüş yoluna girmiş ve köylerde kalan
topraklarında başta Urfafıstığı olmak üzere badem, zeytin ve çeşitli meyve
ağaçları ile bahçeler yetiştirmek için çalışmaktadırlar.
MERSAVÎLERİN
YAŞADIĞI KÖYLER
1.
Arıcı (Bazın)
2.
Belveran
3.
Büyükalanlı (Keşişlığamezın)
4.
Büyükkubık
5.
Çolmekçi
6.
Dod
7.
Eyman
8.
Eyyüpnebi
9.
Geçiburç (Keçiburç)
10.
Gokören (Gökveren)
11.
Herim
12.
Ayanlar (Hut)
13.
İnanlı (Bedin)
14.
İncan (Hemi)
15.
Karacurun
16.
Karaharabe (Hırabreş)
17.
Karataş
18.
Keçiburç
19.
Kermitli
20.
Kırkpınar (Kırkpiyar)
21.
Kızılburç
22.
Kızlar
23.
Kulanşehir
24.
Kundırlı
25.
Küçükalanlı (Keşişlıgaçuk)
26.
Küçükkubık
27.
Lüleci (Lürık)
28.
Mehmetçik (Tatmeseku-1)
29.
Mehmetçik (Tatmeseku-2)
30.
Mehmetçik (Tatmeseku-3)
31.
Otlukalan (Kaynter)
32.
Pirhelil
33.
Salık
34.
Sarımağara
35.
Sarışehy (Şarsıh)
36.
Sayburç
37.
Serreşik
38.
Seyitören (Seydveran)
39.
Sultantepe
40.
Taşan
41.
Yoğunburç
42.
Yuvacalı (Helun)
![]() |
EĞİTİM
Eğitim Mersavîler’in en çok değer verdiği bir olgu
olmuştur artık. Eskiden çocukların okula göndermekte tereddüt eden birçok
Mersavî artık kız ve erkek ayrımı yapmadan tüm çocuklarını okula göndermeye
başlamıştır. Son yıllarda Mersavîler içerisinde Şanlıurfa’daki diğer ailelere
göre oldukça fazla sayıda Üniversite öğrencisi olması eğitime verdikleri
değerin gittikçe arttığını göstermektedir. Bu da genç nüfusun geleneksel yapı dışında bir
sosyal yaşam tarzı sürdürmesine ve sosyoekonomik yapının kökten değişmesine
sebep olmuştur. Birçok Mersavî genci doktor, avukat, öğretmen, eczacı ve
mühendis gibi branşlarda eğitim görerek ülkesine ve milletine hizmet
etmektedir. Şanlıurfa’da gerek Devlet dairelerinde gerekse özel sektörde geniş
alanlarda mesleklerini icra eden Mersavîler’e rastlamak mümkündür. Bu durum
MER-DER yönetimi olarak bizi memnun etmektedir. Bu tür güzel gelişmelerin
ailemizde gelişerek devam etmesi için bugüne kadar yaptığımız gibi elimizden
gelen her türlü fedakârlığı yapmaya devam edeceğiz inşallah.
TARIM VE EKONOMİ
1.
Tarım alanlarının özellikleri
Mersavîler’in yaşadığı yerlerde tarım alanları kısıtlıdır. Onlar bağrında
Karataşların uzandığı bereketi taşların arasına gizlenmiş az topraklı tarlaları
Allah’ın izni ile Urfafıstığı ekerek değerli topraklar haline getiren cefakâr
bir topluluktur. Yöre dağlıktır. Tarıma elverişli arazı azdır. Öyle ki buğday,
arpa ve mercimek ektikleri tarla sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Eskiden
mevcut olan bu az tarlalarla bile geçim sağlanırdı; ama nüfusun artması ve ekonomik
şartların zorlaşması neticesinde kara taşların yoğun olarak bulunduğu tarlalar
teknolojinin de desteği ile temizlenmeye ve tarıma elverişli hale getirilmeye
başlandı. Azim ve kararlılık gösteren Mersavî beyleri, atalarımızın dediği gibi
dağ olan yerleri bağa çevirmeyi bildiler. Şimdi Mersavî dağlarının çoğu ya
bağdır, ya da fıstıklıktır. Sulu tarım yapılabilecek arazi yok denecek kadar
azdır. Zaten arazi olsa da su yoktur. Yüzyıllarca susuzluk içinde kıvranan
bölge hala içime suyu sıkıntısı çekmektedir. Tarlalarındaki kara taşlar gibi
bahtları da karadır. Bölge kıraçtır. Son zamanlarda ekilen fıstık ağaçları da
olmasa yeşil alan bulmak nerede ise imkânsızdır. Bu da suyun hayata verdiği can
damarının bir türlü Mersavî bölgesine gelmemesinden kaynaklanıyor. Son yıllarda
teknolojinin gelişmesi ile birlikte birçok aile özel olarak kuyular açmakta ve
fıstık alanlarını bu kuyulardan aldıkları yeraltı suları ile sulayabilmektedir.
Böylece daha fazla ürün alınabilmekte ama enerji maliyetlerin artması sonucu bu
yöntemde gittikçe yöre çiftçisine yok olamaya başlamaktadır. Bu nedenle hem
Atatürk Barajı gölüne hem de Suruç Ovası sulama alanına komşu olan bu bölgeye
acil şekilde Fırat suyunun getirilerek bölgenin yoksunluk ve yoksulluktan
kurtarılması gerekmektedir.
2.
Tarım alanlarına ekilen ürünler
Tarım alanlarına ekilen ürünleri şöyle sıralamak mümkün:
a.
Buğday
b.
Arpa
c.
Mercimek
e.
Kavun
f.
Susam
h.
Acur
i.
Nohut
3.
Meyve ve sebze tarımı
Mersavîler’in son zamanlarda uğraştığı en önemli meyve fıstıktır. Fıstığı
zeytin, badem ve nar takip etmektedir. Fıstık ağaçları çok uzun zaman ve emek
istediğinden, “fıstığı eken yiyemez.” Diye bir söz vardır. Gerçekten de
yaklaşık on beş senede ancak fıstık tutmaya başlayan bu ağaçların bakımı çok
zordur, zahmetlidir. Fıstık ağacının düşmanı da çoktur. Kökünü yiyerek ağacın
kurumasına sebep olan kurtlardan tutun da yapraklarını yeşil ve kuru iken yiyen
kurt ve böceklere kadar her mevsimde zararlı vardır. Adeta insan yavrusu gibi
bakım isteyen bu ağaçlara büyük emekler verilir; ama eken de pek nadir
meyvesinden yer.
4.
At yetiştiriciliği
Mersavîler’in ata karşı merak ve sevgileri vardır. Onlar sevdikleri bu
hayvanları besleyerek köy yerinde engebeli arazide araçların giremediği
alanlarda kullanırlar. Ayrıca bazı Mersavîler yarış atları yetiştirmek üzere
çiftlikler kurmuşlardır. Özellikle Arap ırkı atlar yetiştirilir. Sert
topraklarda yetişin bu atların kum yarış alanlarında iyi koştuğu bilinir.
Mersavîler’in at ile birlikte yetiştirdikleri ve kıymet verdikleri bir diğer
binek hayvanı da eşektir. Eşek Mersavîler’in çok yükünü taşımıştır. Mersavî
köyleri şehre çok yakın köylerdir. Bu nedenle henüz araçların olmadığı
zamanlarda, köyler için sadece bir eski ve sürekli arızalan kamyonların köy
postası olarak çalıştığı zamanlarda şehre geliş gidişler hep bu cefakâr
hayvanlar ile yapılmıştır.
5.
Su problemi
Su Mersavî köyleri için hala tam bir problemdir. Mersavîler’in yaşadığı
köyler yol, su ve elektrik daha yeni yeni gitmektedir. Onlar uzun yıllar
sahipsiz ve hizmetsiz kalmışlardır. Bugün gördükleri birtakım hizmetler de
kendi özel çabaları iledir. Devlet bu bölgeye karşı biraz üvey evlat muamelesi
yapmaktadır, diyebiliriz. Mersavîler’in en büyük eksiklerinden biri hiçbir
zaman parlamentoya vekil gönderememiş olmalarıdır. Onlar belki de diğer
aşiretler gibi aşiretçilik yapmadıklarından bu şansı yakalayamamışlardır. Çünkü
onların siyasi olarak, “benin şu kadar oyum var” diyebilecek bir ağaları
olmamıştır. Onlar demokrasi henüz Türkiye’de tam olarak tanımlanmamışken
demokrasi kültürü ile hareket etmişler ve hep kendi kararlarını kendileri
vermişlerdir. Sandıkta oyları hep devletin bekası için olmuş, şahsi menfaat
akıllarına gelmemiştir.
6.
Rakım olarak yaşanılan Mersavî köyleri
![]() |
Mersavî köylerinin rakımı Şanlıurfa merkezinkine göre daha yüksektir. Yaklaşık sekiz yüz rakım ile şehir merkezine göre deniz seviyesinden daha yüksektir. GAP’ın hiçbir bereketinden faydalanamamışlardır. Onlar Şanlıurfa’nın üvey evlatları gibidir. Organize sanayi bölgesi Mersavî köylerinin arasında olduğu halde Mersavîler hiçbir fayda görmemişlerdir. Oysa bu bölgeye sanayinin gelmesi için sahip oldukları tarlaları devlete adeta yok pahasına vermişlerdir.
MERSAVÎ KELIMESININ EFSANESI (HIKAYESI)
GÜZELLER GÜZELİ MERS’İN HİKÂYESİ
Mersaviler’in bugün Viranşehir
ilçesi yakınlarında olan MERS köyünde yaşadıkları dönemde, beş erkek, bir kız kardeşin kaderi zalim bir ağanın eli
ile yazılır.
Babalarını kaybetmiş olan bu altı
kendi halinde yaşayan kardeş köyün en efendi ailelerinden idiler.
Beş erkeğin beşi de dürüst,
namuslu ve adil idi.
Kız kardeşleri köyün en güzel
kızı idi. Onu görenler bir daha görmek ister, bir gören de onunla evlenmek
isterdi. Ay doğunca serin yaz akşamları onun güzelliği kadar aydınlatamazdı
MERS köyünü.
Güzelliği dillere destan idi.
Köyün bir de ağası vardı; zalim
mi, yardımsever mi belli olmayan. Köyün en kötü zamanlarında yardım ederdi
köylüsüne ama en güzel, en iyi gelirini de elde ederdi. Kimse karşı gelmezdi,
gelemezdi. Ses çıkarmayana munis, hakkını İsteyene, ya da karşı gelene de zalim
idi.
Ağa MERS’in en güzel kızına âşık
olmuş. Güzelin ayaklarına altından halılar sermek varken o, zalimin zulmünü
göstermiş köy yerinde. MERS’in en güzel kızını benden başka kimse alamaz
diyerek kardeşlerinden istemiş. Kardeşleri
kız kardeşlerine danışmışlar. Zalim ağa seni ister demişler. Kız kime sevdalı
bilinmez gizliden gizliye ama ağayı istememiş:
“Siz benim ağabeylerim iseniz
beni zalimlerden korumanız gerekir demiş.”
Ağaya olumsuz cevap ulaştırılmış
aracılar ile…
Ağa bu. Nasıl olur da kendisine
istenilen verilmez. Küplere binmiş, öfkeden kudurmuş. Sağa sola haber salmış;
öldürürüm, yaşatmam demiş.
Aracılar girmiş araya. Bir
gençlere bir ağaya haber ulaştırmışlar. Ama kız; “Nuh demiş, peygamber“
dememiş. Cevabı hep olumsuz olmuş.
Fakat ne yapacaklarını da bilmeden
kalakalmışlar. Baba yok, yol göstermeye cesaret edecek başka bir büyük de yok.
Kimse ağanın zulmüne karşı gelmek cesareti gösteremiyor.
Kardeşlerden küçüğünün aklına bir
fikir geliyor.
“Biz, kız kardeşimizi ağaya
vereceğimizi söyleriz. Gelsinler hazırlık yapsınlar, biz de bu arada zaman
kazanırız. Bir hal çaresine bakarız.”
Demiş
Gün gelmiş hazırlıklar
tamamlanmış. Ağa ekibi ile kına için kız evine gelmiş. Adet odur ki kına
yakılır, kına yakanlar evlerine dönerler, ertesi gün gelip kızı alırlar. Ama
öyle olmamış. Ağa bir şeylerden şüphelenmiş.:
“Bugün kızı alıp götüreceğiz,”
demiş.
Zaten henüz bir plan yapmamış
olan gençler neye uğradıklarını şaşırmışlar. Bir ara toplanıp bu konuyu
tartışmışlar. En küçük olan şöyle bir fikir ileri sürmüş:
“Siz hemen çadırlarınıza gidin,
sahip olduğunuz atlarınıza, eşeklerinize ne kadar alabileceğiniz eşya varsa
yükleyin ve yola koyulun. Kız kardeşimizi de yanınıza alın. Ben onun yerine
geçeceğim. Bir ara bir çaresine bakar ben de sizin peşinizden gelmeye
çalışırım.” Der. Herkes kabul eder. Küçük kardeş kız kardeşinin olduğu çadıra
geldi. Ona durumu anlattı. Küçük kardeş gelinliği giydi, duvağı geçirdi
kafasına ve gelin alayını bekledi. Ağanın yardımcıları gelip gelini aldılar.
Ata bindirdiler ağanın çadırının yolunu tuttular. Akşam karanlığından
faydalanıp giden kardeşlerin aklından çıkmayan ise küçük kardeşlerinin başına
gelebilecek olan kötü durum idi. Onun öldürülme durumu söz konusu idi. İçleri
rahat olmasa da üzgün üzgün yola devam ettiler.
Ay gökyüzünün güneşi idi bu akşam
MERS ise solgun. Yüzünde hüzün vardı. Anne ve baba yadigârı küçük kardeş geride
kalmıştı hem de zalim bir ağanın çadırındı gelinlikli, duvaklı.
Ağa bir süre sonra çadıra geldi.
Gecenin eğlencesi ve sahip olacağını hayal ettiği MERS’in odadaki varlığı ona
tatlı bir sarhoşluk vermişti.
Mers zannettiği küçük kardeşe
yaklaşınca, küçük kardeş, koynunda
sakladığı hançeri ani bir hareketle ağanın karnına batırdı.
Biraz önce zevk çemberinde
gezinen ağa şimdi acı içinde yerlerde idi. Artık durma zamanı değildi. Siyah
kıl çadırın ip ile bağlanmış perdesini kaldırıp çadırın etrafında kimsenin olup
olmadığını kontrol ettikten sonra hızla kardeşlerinin gittiği yola düştü.
Artık durma zamanı değildi.
Ardına bile bakmadan uzaklaştı MERS köyünden.
Dünya dönüyor, dağ taş MERS diye
haykırıyor. Yıldızlar gözyaşı olmuş yere yağıyor. Kara bulutlar kaplıyor
ortalığı yaz ortasında. Göz gözü görmez oluyor. Kimse takibe çıkamıyor gençleri
o gece sabah olana dek.
Beş kardeş, Büyükkeşişlik[18]
köyüne gelirler. Burası mağaraları ile
bilinen bir yerdir. Ortasında bir doğal hendek bulunur. Buna Kürtler “feyt”
derler. Mağaranın birine yerleşirler. Ağayı öldüren küçük kardeşin çok güzel
bir hanımı vardır. Adı Gazal’dır. Çocuklarının koruyucusu, eşinin sevdiği,
evininin eşinden sonra direği… Bugün ĞAZOĞLU dedikleri aile bu küçük kardeşin
soyundan gelir. Gazal’ın bir erkeği aratmayan yiğitliğidir. Bir aile soyuna ad
veren…
Gazal’ın çok tatlı bir oğlu
vardır beş kızdan sonra olan. Bu oğlana çok düşkündür. Herkese Kürtçe lavık
dekat(dikkat) bıkın(edin), lavık(oğlan)
bınnerin (bakın), lavıkı (oğlan)lı kuye (nerede)… gibi kullanımlarla korumak ve
kollamak istemlerini dile getirirmiş. Çocuk büyüdükten sonra da lakabı “lavık”
olarak kalmış annesinin yanında. Ailenin diğer fertleri de onu “lavık” olarak
bilmişler. Bu nedenle ondan olan nesle ad olarak “lavîler” denmiştir.
Ağanın emir eri de bunların
izlerini sürerek Büyükkeşişlik köyüne yakın bir mesafede olan Küçükkeşişlik
köyüne kadar gelir. Burada ağanın zulmünden kurtulmuş olmanın verdiği rahatlıkla
düşünürken kardeşleri takip etmekten vazgeçer ve o da Küçükkeşişlik köyüne
yerleşir. Emir eri olarak bilindiğinden bugün “Emiri” olarak bilinen ailenin bu
mert adamdan geldiği söylenir.
Mers, kardeşlerini korumak ve
kollamak için daha sonraki yıllarda Büyükalanlı “büyükkeşilik” köyündeki
evlerinde yaşarken hiç dışarı çıkmamış ve kardeşleri hepsi tek tek evlenip evi
terk edene kadar onlara hizmet etmiştir. Daha sonraki dönemde de güzelliği
günden güne yayılmış, dağları, ovaları, çölleri aşmış ve ta Arabistan diyarına
kadar gitmiştir. Birçok Arap şeyhi Mers’i istemeye gelmiş ama o kardeşlerinin
izinleri olmadığı için evlenmemiştir.
Beş kardeşin beşi de Mers’i
korumak için evlenmesine izin vermemişler. O da kaderine boyun eğmiş evlenmeyip
büyük anne olma duygunu yaşayamamıştır.
Mers köyünden çıkan ve
mertliklerini zulme karşı durarak sürdürebilme durumu kalmayınca zalimi zulmü
ile baş başa bırakıp yerlerini, yurtların terk etme durumunda kalan Mersaviler,
Mers gibi dünya güzeli kardeşlerini evlendirmediklerinden Mers’in olması
muhtemel aşk hikâyesini yazmak mümkün olmamaktadır.
Aslında bir başka rivayette de
Mers’in bir Arap Şeyhi ile evlendirildiği ve başka diyarlara gönderildiği
söylenir. Böylece dünyalar güzeli Mers, aşiret ağalarının zulmüne boyun eğilip
de evlendirilmek durumunda kalınmamıştır.[19]
Zulüm, bir ailenin yer
değiştirmesine, bir genç kızın da kaderinin bağlanmasına sebep olmuştur.
İşte bu hikâyede anlatılanlardan
hareketle biz diyoruz ki, Mersaviler mert insanlardır. Kötülüklere ve belalara
bulaşmamak için gayret ederler. Bu nedenle onlar merttir ve belaları savarlar
başlarından. Onlara MERSAVİ denir. Onlarda ağalık yoktur. Her evin ağası aile
reisidir. Genel olarak bilinen ağaları da kollama ve koruma görevi yapan
ailenin en mert, en cömert olanıdır; sofrası herkese açık eli boldur.
Yoksulları korur, garibanları barındırır. On altıncı yüzyıldan beri onlar
gerçek demokrasi içinde yaşarlar.
Hüseyin KAYA
BÖLÜM 3
MER-DER’ KURULUŞU
2007 Aralık ayında resmi olarak
kurulumu tamamlanan derneğin kurulum aşaması ve belirlenen hedefler dernek
yönetimimin aşağıda açıkladığı şekilde bir bildiri ile tüm Mersavi akrabalara
duyuruldu ve bu çalışma 2008 yılı takvimi ile birlikte bin adet basılarak
akrabalara dağıtıldı, böylece dernek kurulumu duyuruldu.
İşte o açıklama:
“Derneğimiz kurulumunu tamamlamış
bulunmaktadır. Derneğimizin kurulumu aşamasında gayretlerini esirgemeyen tüm
üyelerimize teşekkürlerimizi sunarken desteklerinin de devamını diliyoruz.
MER-DER, Mersavîlerin dernek
kurma aşamasında uzun tartışmalar sonucu ortaya çıkan bir sözcüktür. Mersavî’nin kısaltılmışı olarak “Mer” ile
dernek sözcüğünün ilk hecesi “der” birleştirilerek MER-DER oluşturuldu.
MED-DER’ in açılımı, Mersavî Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma, Kültür
Ve Eğitim Derneği’dir.
Sevgili
Mersavîler, dernek tüzüğünde de belirtildiği üzere, tüm akrabalarımızın tanışıp
kaynaşmasını sağlarken birlik ve beraberlik örneği olabilecek güzel insanların
meydana getirdiği bir topluluk oluşturmak istiyoruz.Allah her ırktan insana
birbirlerini tanımaları ve bilgilerini paylaşmaları çağrısında bulunur. Allah:
“ey insanlar, biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, sizi birbirinizle
tanışasınız diye büyük cemiyetlere ve kabilelere ayırdık.” Demiştir. Biz de bu
anlamda bizim Mersavî aşireti ile diğer aşiretler arasında kaynaşmayı
sağlayacak ve varsa küskünlük ve kırgınlıklara son verecek, kavga ve şiddet
olaylarını sonlandıracak ve kaynaşmayı sağlayacak bir davranış biçimi
geliştirmek istiyoruz. İnsanlar içlerindeki insani duyguları ön plana çıkarmalı
ve kalbinin, aklının sesini dinlemelidir. İnsanlar birbirlerini daha yakından
tanımak üzere kaynaşmalıdır. İletişim her şeyin başıdır. Aralarında sorun olan
insanlar konuşmak için fırsat kollamalıdır. Karşılıklı saygıya dayalı bir arda
oluş sergilenmelidir.
Bir arada oluş ortak bir çaba
gerektirir. Ortak çaba dayanışmayı sağlar. İnsanlar birbirlerine önem vermek,
bu dünyayı her türlü kötülükten kurtarmak için birbirine bel vermek
durumundadır. Birbirimizdeki farklılıkları anlayışla karşılamalıyız.
Derneğimizin amacı insanlar
arasında köprüler kurmak ve geçmişi sorgulamadan dersler alarak geleceğe
yönelik planlar yapmak gayesindedir. Gönülden gönle akan sevgi seli kurulduğu
zaman bir aşiretten bir şehre, bir şehirden bir ülkeye, bir ülkeden kıtalara
doğru barış ve kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma sağlanmış olacaktır.
Dernekler toplumlara öncü olmalıdır. İyi ve güzel olan her şey derneklerin
uygulama alanında olmalıdır.
Yoksul olan kesimlerin korunup
kollanması, güçsüzlerin gözetlenmesi ve hastaların desteklenmesi toplumda barış
ve kardeşliği sağlamanın en temel taşıdır. İşsizlere iş vermek öncelikli
hedefimizdir. Dernek toplum ile devlet arasında SODES gibi sosyal destek
sağlayan tüm projelerde uygulayıcı ve proje üretici olacaktır.
Nitekim 2008 SODES uygulamasında
MER-DER olarak yaptığımız projelerle yaklaşık yirmi hemşerimizi ve akrabamızı
iş sahibi yaptık. Bunu yaparken liyakati elden bırakmadık. İşe yerleştirilen
kişilerin en hak edenler olmasına ve yapacağı işe bilgi görgü, yetenek ve
eğitimi ile uygun olmasına çalıştık.
Dayanışma her toplumda ve dinde
temel bir insani değerdir. Sivil toplum örgütü olarak bizim oynayacağımız rol,
destek vererek dayanışmaya katılma isteklerini ifade eden kişiler ile ihtiyaç
sahipleri arasında bir köprü olmaktır.
Aşiretin her hangi bir üyesi acı
çekerken diğer üyelerin bundan haberdar olmaması, şehrin her hangi bir
mahallesinde hayata küsmüş bir vatandaşın varlığının bilinmesi ve buna el
uzatılmaması bize de acı ve hüzün verir.
Biz kavganın tarafı olmayıp
toplum için lazım gelen her türlü güzelliklerin tarafı olacağız.
Asırlık bir çınar ağacı gibi kök
salmış, ihtişamlı ve muazzam bir görüntü arz edip serin ve tatlı bir gölge
olarak insanların manevi ruhunda tarihsel bir etki bırakan Mersavî sözcüğü ile
Mersavîler bu sözcüğünün ihtiva ettiği aşiret olgusu ile tarihin bilinmeyen
zamanlarından bugüne tatlı ve sakin bir su kaynağı olarak Şanlıurfa ilinin batı
kesimlerinde yaşaya gelmiştir.

Aşiretin yayıldığı coğrafi alan
Şanlıurfa’nın bozkırlarının hâkim olduğu dağlık taşlık ve kurak yapısını
oluşturur.
Yoksulluğun ve cahilliğin hâkim
olduğu istisnai dönemler dışında aşiret kardeşliği korunmaya çalışılmıştır.
Zaman içinde artan nüfus gelişen
maddi şartlar Mersavîlerin kendi içinde dallanıp budaklanmasına sebep olmuştur.
Bugün aşağı yukarı 50 bin civarında nüfus olarak 32 köyde ve şehir merkezinde
yaşamaktadırlar.
Aşiret üyeleri kendi içlerinde
tarihsel süzgeç içinde Urfa’nın bozkırlar ile mücadele edip yaşam savaşı
verirken diğer aşiretler ile fazla çatışmalara girmemek için gençlerine hâkim
olmak üzere ahlakî değerlere önem vermişlerdir.
Genç nesil geçmişin
süregelen vurdumduymazlığını ve kadir kıymet bilmez sorumsuzluk örneklerini
geride bırakmak istiyor. Geleceğin insanı güç birliği yapan grupların
hâkimiyeti ile şekillenecek, yeni ve hayranlık uyandıracak bir topluluk meydana
gelecektir.Dernek, resmi kurulum aşamasını
Kasım 2007 tarihi itibari ile tamamlamıştır.
Tüm uygar toplumlarda sivil
toplum örgütleri kuruluş gayelerine bağlı olarak çeşitli görevler yüklenirler.
MER-DER (Mersavî Sosyal
Yardımlaşma, Dayanışma, Kültür Ve Eğitim Derneği) kuruluşunu gerçekleştiren
özüne bağlı, kültürünü yaşatmak; yeni yetişen neslin önünü açmak; yeni ufuklara
yol göstermek gayesinde olan gayretli bir avuç gencin; birlik ve beraberliği
tesis etmek, müreffeh bir nesil inşa
etmek için girdiği bu yolda tüm Mersavî’yim diyen yaşlı-genç kadın-erkek herkesin desteğini almak hedeflere
ulaşmak için gerekli bir davranış olacaktır.
Örgütlü ve disiplinli bir toplum
olma yolunda harekete geçmiş bulunmaktayız. Bu hareketin tüm akrabalarımızdan
destek bulacağını umuyoruz.
Tüm Mersavîler’i temsil etmek
üzere destek bulması geleceğe yönelik çalışmalar yapabilmek açısından önem arz
etmektedir. Derneklerin ayakta kalarak
faaliyetlerini sürdürebilmeleri elde edecekleri maddi ve manevi destekle olur.
Akrabalık bağlarına
kıymet veren,
akrabalığın gelişmesini isteyen,
birlik ve beraberlik duygularını geliştirerek Mersavîlerin yaşadığı yerleri canlı ve hareketli bir
yapıya kavuşturmak gayesiyle tüm gençlerimizi koruma ve kollama amacı güden,
yoksullarımıza iş ve aş kazandırmak isteyen,
sadece bu dünyanın değil diğer dünyanın da kazanılması gerektiğini düşünenlerin biraz da kendinden vererek yeni kazanımların peşinde koştuğu insanlar olma yolunda yeni bir nesil oluşturmak isteyen,
eğitim ile tüm neslimizin ufkunu açacak çalışmalar yaparak geleceğe yön vererek yeni nesle yol gösterecek olan,
bakımsız ve çaresiz olanlara destek olup tüm köylerimize yeni bir çehre kazandıracak olan ve Mersavîliğin Şanlıurfa’mızda hak ettiği mümtaz yeri almasını sağlamak gayesiyle ilmi araştırmalar yapacak olan derneğimize her Mersavî’nin desteğini bekliyoruz.
akrabalığın gelişmesini isteyen,
birlik ve beraberlik duygularını geliştirerek Mersavîlerin yaşadığı yerleri canlı ve hareketli bir
yapıya kavuşturmak gayesiyle tüm gençlerimizi koruma ve kollama amacı güden,
yoksullarımıza iş ve aş kazandırmak isteyen,
sadece bu dünyanın değil diğer dünyanın da kazanılması gerektiğini düşünenlerin biraz da kendinden vererek yeni kazanımların peşinde koştuğu insanlar olma yolunda yeni bir nesil oluşturmak isteyen,
eğitim ile tüm neslimizin ufkunu açacak çalışmalar yaparak geleceğe yön vererek yeni nesle yol gösterecek olan,
bakımsız ve çaresiz olanlara destek olup tüm köylerimize yeni bir çehre kazandıracak olan ve Mersavîliğin Şanlıurfa’mızda hak ettiği mümtaz yeri almasını sağlamak gayesiyle ilmi araştırmalar yapacak olan derneğimize her Mersavî’nin desteğini bekliyoruz.
MER-DER yeni
anayasa çalışmalarına yeni ve demokratik bir anayasa taslağı yazarak katkıda
bulundu. Bu katkı milliyet gazetesinde aşağıdaki yazı ile haberleştirildi.
YENİ ANAYASA TASLAĞI ÖNERİMİZ

Yeni anayasa çalışmalarını yürütecek TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonunun üyeleri
belirlendi. Mecliste grubu bulunan 4 partiden eşit temsille ve üçer
milletvekilinden oluşan Komisyonun başkanlığını, TBMM Başkanı İsmail
Kahraman yürütecek………
………….
"Meclis yeni anayasa
yapabilir mi?" tartışması geride kaldı
Tam anayasa metni sundular
Yen anayasa çalışmaları için
komisyon inisiyatifinde kamu spotu hazırlanarak ulusal kanallarda
yayınlandı. Sivil toplum örgütlerinin organize ettiği "Türkiye
konuşuyor" adı altında illerde toplantılar yapıldı, Komisyon Başkanı
ve üyeleri toplantılara katılarak görüşlerini aktardı. Komisyon bünyesinde
oluşturulan üç alt komisyon; anayasal kurumlar ve siyasi partiler
kategorisinde 42 kurum ve kuruluşun, meslek örgütleri ve sendikalar
kategorisinde 39 kuruluşun, sivil toplum örgütleri kategorisinde 79
dernek, vakıf ve platformun görüşünü aldı. Ayrıca oluşturulan yeni
anayasa web sayfası üzerinde 66 binden fazla görüş de komisyona iletildi.
Elektronik posta üzerinden de bin 872 özel ve tüzel kişi görüş gönderdi.
Posta yoluyla bin 50 kişi ve kuruluş yaklaşık 18 bin 350 sayfa tutan görüş
iletti. Bunlar arasında; 104 üniversite, 5 enstitü, 58 vakıf, 102 dernek,
32 platform, 21 siyasi parti, 21 kamu kurumu, 34 meslek örgütü, 30
sendika, 19 diğer STK olmak üzere toplam 426 "kurumsal görüş"
TBMM'ye iletildi.
Gelen
görüşler arasında 19 kuruluş, tam anayasa metni sundu. Birlik
Vakfı, ErgenekonPartisi, Fatih Medreseleri, ağırlıklı
olarak Şanlıurfa'nın
köylerinde ikamet eden aşiret mensuplarının kurduğu Mersavi Sosyal
Yardımlaşma, Dayanışma, Kültür ve Eğitim Derneği (MER-DER) de tam anayasa
metni sundu.
ABD'de yaşayan jeoloji ve jeofizik uzmanı Öz Yılmaz, tek başına
özgün bir anayasa taslağı hazırlayarak Meclise sundu. Yılmaz'ın, şekil
bakımından ABD Anayasasını, dil açısından da Osmanlı Türkçesi esas
alınarak hazırladığı "Türkiye Cumhuriyeti Kanun-i Esasi"
başlıklı önerisi, ilk gelen görüşler arasında yer aldı.[20]
…………….
Yeni anayasa umuduyla 19 Ekim
2011'de çalışmalarına başlayan Komisyon yazım aşamasındayken, diğer iki
aşamaya geçmeden, 18 Kasım 2013 tarihinde çalışmalarına son verdi.
……………..TBMM kayıtlarında yeni anayasa
teklifi ile ülkemize bir hizmet sunmuş olduk. MER-DER ve Mersavîler artık
Meclisin arşiv kayıtlarında yüz yıllarca belgelenmiş olacaktır.
MER-DER Aanayasa taslağı sundu. Meclis
tutanaklarına geçen bu bilgi mecliste konuşuldu.[21]
Mersavî ailesi üyesi olarak bizler,
sahip olduğumuz manevi kimliğimizle övünürken, geçmişimize ve geleceğimize
sahip çıkma adına kurduğumuz bu deneğin ayakta kalabilmesi için siz değerli
Mersavî ileri gelenlerin de desteğine muhtaçtır. Atalarımızın; “Bir elin nesi
var iki elin sesi var.” söyleminde olduğu gibi birlik ve beraberliğin
kazandıracağı gücün farkında olarak dimdik ayakta durma gücü bulacağız.
Bazılarımız manevi desteği ile
bazılarımız da maddi desteği ile derneğimizi canlı tutma azim ve kararlılığında
olacak ve geleceğe yönelik güzel projelere imza atacağız.
Yeni nesil bizlerden çok şeyler
beklemektedir. Bu nedenle herkes kendi açısından şapkasını önüne alarak şöyle
düşünmelidir : “Ben atalarımdan ne
gördüm ve çocuklarıma ne bırakacağım. Ahiret yurdunda beni ne savunacak, kime
ne kadar iyiliğim dokundu? Daha neler yapabilirim?”
Mer-Der Yönetim Kurulu
MER-DER AÇILIŞINDAN GÖRÜNTÜLER
Dernek açılışına büyük bir coşku hâkimdi. Açılış yemeğine katılan devlet erkânı
ve akrabalarımız, deneğin ilimizde göstereceğine inandıkları eğitim ve öğretim
faaliyetleri ve kültürel çalışmalarda en iyi başarıyı elde etmesi için
yardımlarını esirgemeyeceklerini ifade ettiler. Sultan Sarayı Lokantasında
verilen dernek yemeğine bin civarında akrabamız katıldı. Açılış görülmeye
değerdi. Açılış ile birbirin çok uzun zamandır görmemiş olan akrabalarımız bir
araya gelip sohbet etme fırsatı buldu. Özlemler giderildi. Geleceğe yönelik
hayır duaları edildi.
MERDER EĞİTİME KATKI SAĞLIYOR
MER-DER(MERSAVÎİ SOSYAL
YARDIMLAŞMA DAYANIŞMA KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ), Mersavî aşireti mensuplarından
olan gençlerin 2007 Kasım ayında kurduğu, geçmişten geleceğe bir eğitim köprüsü
olmak gayesi ile hareket eden, sosyal, kültürel ve eğitim çalışmaları yapmak
üzere kurulmuş bir dernektir,
Mersavî köylerinin bulunduğu alan
Şanlıurfa merkezinin doğusunda Suruç ilçesine kadar olan geniş bir alandır. Bu,
kıraç olan bölgede yaşayan Mersavîler’in eğitim alanında çocuklarını
yetiştirmek üzere okullara verdiği destek, kendi yağında kavrulan ve yoksulluk
sınırında olan bu insanların eğitim için ne gibi fedakârlıkları yapabileceğinin
de göstergesidir.
Okulun her türlü eğitim ve sosyal
faaliyetlerinde MER-DER bir aile birliği gibi çalışacak ve bu okulda okuyan
yavruların eğitimin en üst seviyede gerçekleşmesi için elinden gelen tüm
imkânları seferber ederek katkıda bulunacaktır.
Eğitim seviyesi yükseldikçe aşiretlerin gelişen dünyamıza entegresi
daha kolay olacak ve her türlü kavga ve şiddetin hâkim olduğu olumsuz tavır ve
davranışlar sergileyen toplum yapısı da değişecektir.
Toplumu kalkındıran öğelerin
başında eğitimin geldiğini biliyor ve buna inanıyoruz. Bu nedenle her insan
evladının kız erkek ayrımı yapılmadan okutulması gerektiğine inanıyoruz. Bu
nedenledir ki bizim dernek olarak ilk icraatımız da eğim ile ilgili olmuştur.
Bu süreçte Derneğimiz
akrabalarımızdan ve dezavantajlı diğer kesimlerden yaklaşık 700 öğrenciyi
burslu olarak etüt merkezinde eğitmiş ve
500 civarında öğrencinin çeşitli üniversiteleri kazanmasına vesile olmuştur.
Toplum yararına olan bu tür projelerin yapılması ve uygulanması sürekli
hedeflerimiz arasında olacaktır.
Sayburç ilköğretim okulunu
yönetim kurulumuz tarafından ziyaret edilmiş ve eğitim olanakları araştırılarak
derneğimizin kültürel ve eğitim faaliyetlerine verebileceği destek yöntemleri
araştırılmıştır. Maddi ve manevi desteğimizi her zaman eğitim için
harcayacağımızı ifade ederek okul çalışmalarında birtakım yardımların yapılması
üzere hazırlıklar yapılmıştır.
Bu amaçlar doğrultusunda bir
taşıma merkezi eğitim yuvası olan Sayburç İlköğretim Okulunun ve idareci ve
öğretmenlerini yaptığı kültürel ve sosyal faaliyetlerden dolayı kutlarız.
MER-DER( MERSAVİ SOSYAL YARDIMLAŞMA DAYANIŞMA KÜLTÜR VE EĞİTİM
DERNEĞİ) EĞİTİM ÇALIŞMALARI VE SONUÇLARI
Derneğimiz Şanlıurfa’da ve doğu illerinin tamamında geri
kalmışlık simgesi olan cehaletin, insanlar arası husumetin, kan ve gözyaşının
sona ermesi için birtakım etkinlikler yapmak üzere kültür, sanat ve eğitim
alanında çalışmalarda bulunmak üzere kurulmuştur.
Eğitim toplumun temelini oluşturur. Eğitim toplumda
kalkınmasının en temel ilkesidir. İlimizin batısına kıraç köylerde yerleşen Mersavi
aşireti mensuplarının köyden şehre göç eden aile mensuplarının çağdaş dünyanın
nimetlerinden faydalanmalarını sağlamak ve bunu yaparken kendine ve milletine
faydalı olabilecek faaliyetlerde bulunmak üzere iyi ve gayretli insanlar
yetiştirmek üzere oluşturulmuş bir oluşumdur. Bu nedenle dernek ilk icraatını
SODES çerçevesinde bir eğitim projesi ile gerçekleştirmiştir.
2008 yılında sunulan üç projeden ikisinin kabul edilmesi ile
çalışmalara başlayan dernek hem insanların devletin olanaklarını en uygun ve
verimli şekilde kullanımını sağlamış, hem de birçok insana iş ve aş imkânı
kazandırmıştır.
MER-DER Etüt Merkezi bu bağlamda eğitim alanında
derneğimizin yaptığı çok önemli bir projedir. Bu proje ile yoksulluk sınırları
içinde olan ve üniversite sınavına hazırlanan fakat okul dışında bir hazırlık
desteği bulamayan, dolayısıyla bir dershaneye gidemeyen 125 öğrenci kaydı
alınarak ÖSS’ye hazırlanmış ve bunlardan yaklaşık yüzde yetmişi sınavda
başarılı olarak bir yükseköğrenim kurumana kayıt olma fırsatı bulmuştur.
ÖSS, öğrenciler için temel bir hedef ise de asıl önemli olan
devleti ile barışık ve modern çağdaş dünyanın şatları ile yüzleşen yoksul
kesimdeki insanların devlete bakış açıların değişmiş olmasıdır. Devletin her
zaman halkının yanında olduğu bu proje ile kanıtlanmıştır.
Projemiz ile
hedeflenen halk kitlesi;
- “İlimizin
kenar semtlerinde yaşayan ve maddi zorluklardan dolayı topluma entegre olmakta
zorluk çeken çocuklar, gençler ve kızlardan üniversiteye hazırlanan ve
herhangi bir eğitim desteği alamayanların maddi olarak desteklenmesi ve
eğitim desteği verilerek topluma kazandırılması gereken çocuklar ve
gençler,
- İlimizde
maddi imkânsızlıktan dolayı eğitim desteği alamayıp çok zeki olan ve
eğitildiği zaman devletine ve milletine yararlı olabilecek gençler “
olmuştur.
Bu gençlerin
eğitimi güvenli bir ortamda sağlandığı için yöremizde eğitimden yoksun
bırakılan kız öğrencilerinin de eğitimlerine devam imkânı sağlanmış,
Başarılı
öğrencilerin üniversiteye girişi sağlanmış,
Genelde bölge
halkının kültür seviyesinin yükselmesine katkı sağlanmış,
Yoksul
ailelere bu şekilde önemli derecede eğitim için ekonomik destek sağlanmış
olduğundan Eğitim seviyesinin yükselmesi ile birlikte töre cinayetlerinin,
küçük yaşta kız çocuklarının evlendirilmesinin ve kız çocuklarının okula
gönderilmemesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Her insanın
eğitim hakkı destelendiğinden öğrencilerin insan yerine konarak değer verilmesi
onların saygınlığını arttırmıştır.
Kendisine
değer verilen, başkasına değer vereceğinden öğrenciler her fırsatta devlet ve
millet hakkında olumlu tepkilerini dile getirmişlerdir.
Öğrenci
seçimi okullardan resmi yazı ile istenerek yapılmıştır. Yoksul ve dershaneye
kayıtlı olmayan öğrencilerin seçimi okul müdürlükleri ve rehberlik servisleri
aracılığı ile sağlanmıştır.
Ayrıca ilin
çeşitli semlerinde gerekil duyurular yapılmış ve her bölgeden öğrencinin etüt
merkezine gelişi sağlanmıştır. Eyyübiye, Haleplibahçe, sigorta, sırrın gibi
kenar mahallelerden yoksul öğrenci taşınmış ve taşıma ücretini de SODES
karşılamıştır.
Öncelikle
etüt merkezinin çok kaliteli bir mekân olmasına çalışılmıştır. İnsan
psikolojisinin üzerinde çok büyük bir etkisi bulunan çevrenin çalışma
performansını doğrudan etkilediğinden hareketle dersliklerin ve sıraların çok
temiz olmasına gayret edilmiştir.
Etüt
merkezinde eğitimler şubat ayında başlamıştır. Bu da projenin geç hayata
geçirilmesinden kaynaklanmıştır. Buna rağmen etüt merkezimize kayıtlı öğrencilerimizden
büyük bir kısmı üniversiteli olmuştur.
İnsanların
yoksulluğu yüzlerine söylenmemiş ve tam bir dershane eğitimi verilerek
psikolojik destek çalışmaları yapılmıştır.
Etüt merkezi
önce insan anlayışı ile hareket ederek tüm öğrencilerine her türlü eğitim
materyali desteğini vermiştir. Materyaller öğrencilere dağıtılmış ve bunların
azami derecede eğitim olanaklarından faydalanmaları sağlanmıştır.
Sınav öncesi
öğrencilere moral gecesi düzenlenmiş ve Urfa sıra geceleri ile öğrenciler coşku
yaşamış, aldıkları bu motivasyon ile sınava girmişlerdir.
İlimiz
sınırları içinde olan Harran Üniversitesine gezi düzenlemiştir. Bu gezi
neticesinde ilk defa bir üniversite gören öğrencilerin yaşadığı sevinç ve
şaşkınlık yüzlerine yansımıştır. Ders kitaplarının yaprakları arasına sıkışmış
öğrenciler ilk defa değer verildiklerinin farkına varmış ve insan olduklarının
bilincine varmışlardır.
Derneğimiz
hem etüt merkezi ile beş yılda yaklaşık 2500 öğrenciye eğitim katkısı sağlamış,
hem de meslek edindirme kursları açarak yaklaşık beş yüz kişiye mesleki bilgilendirme
yapmış ve bunların bir kısmına da Halk Eğitim Müdürlüğü ile iş birliği kurarak belgelendirme
yaparak iş bulma imkânı bulmalarını sağlamıştır.
BÖLÜM 4
BERABERLİĞİMİZİ NASIL
SAĞLAYABİLİRİZ
MERSAVİ
ailesi mensupların son zamanlarda gösterdiği büyük ilerleme performansı birçok
aşiret reisinin ve hatta siyasi platformda söz sahibi olan kişilerin sindirme
politikası ile karşı karşıya kalmış görünüyor. Ailemizi bölmek, parçalamak
istiyorlar. Bu kolay olmuyor ama onlar da durmuyorlar. Kendini aşan yeni nesil
gençlerin önüne hep yeni duvarlar koyuyorlar. Bunu yapmak için de eski nesilden
bazılarımızı yanlarına çekmeyi başarıyorlar. Bunu nasıl yaptıklarını
bilmiyoruz, öğrenmek de istemiyoruz. Bizim derdim akrabalarımın nasıl birlik
ruhu sağlayacağı ve her ortamda birbirimizi savunacağımızdır.
MERSAVİ kurmayları, evet kurmay diyorum
ben, bir araya gelmelidir artık. Arada bir husumet yok, kaba söz yok, şiddet
yok … Neden bir araya gelemiyoruz?
Aktif siyasetin içinde istişare ederek,
MERSAVİ olarak doğrudan kendini ailenin bir parçası sayan insanların bu kötü
gidişat konusunda kafa yormasının zamanı gelmedi mi?
Bencillik noktasından ne zaman nasıl
uzaklaşacağız?
Memleket siyasetinde, ekonomisinde,
kültürel ve sosyal alanında etkili olmamamızın sebepleri konusunda sürekli
zihin yoran, çözüm üreten ve çalışan gençlerin varlığını ne zaman nasıl
keşfedeceğiz?
Siyasi arenada boy gösteren adaylarımızın
istişare etme mantıkları neden kaybolmuş?
Kendini inkâr etme noktasında neden bu
kadar hevesliyiz?
Siyasi prestijimizi nasıl düzelteceğiz?
Birlik, beraberlik ve kardeşlik sağlanmadığı müddetçe siyasi arenada söz sahibi
olamayacağımız çok net iken, bunu bile bile daha ne zamana kadar
sürdürebiliriz?
Birilerinin dediği gibi, biz bir araya
gelemeyecek miyiz?
Bizi yıllardır Urfa’nın ikinci sınıf
insanı gören, bize geri hizmetlerde iş ve aş veren insanlar, yeni ufuklara
sahip yeni neslin önünü nasıl keseceğinin hesaplarını yaparken biz ne âlemdeyiz?
Biz neden bir olamıyoruz?
Bu son sözümüzün dayandığı tespitler tüm
Mersavîler’in bildiği ve söylediği şu sebeplere bağlanıyor ve biz
bir gün bunun da biteceğini hayal ediyoruz:
Çekememezlik,
Kıskançlık,
Haset,
Önyargı,
Küçümseme,
Menfaatçilik,
Hor görme,
Kendi kararlarını kendi verememe,
Yabancıyı akrabadan önde tutma,
Ve en önemlisi de kendine güvenmeme…
Bu duyguların tamamı terbiye edilebilir,
düzeltilebilir, yenilenebilir…
O halde bu söylemleri temel alarak
efendimizin birkaç hadisini hatırlamakta fayda var:
Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin
tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı
dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allahın kulları kardeş
olunuz.
(Buhari ve Müslim; Huccetül İslam İmam Gazali, İhya-ı Ulumid-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 315)
(Buhari ve Müslim; Huccetül İslam İmam Gazali, İhya-ı Ulumid-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 315)
Sizden önceki toplumların derdi size de
bulaştı: Haset ve kin. Kin beslemek kökten kazıyan şeydir. Allah’a yemin ederim
ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe iman etmiş
olamazsınız. Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda
selamı yayın.
(Tirmizi; Huccetül İslam İmam Gazali, İhyau Ulumid-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 425)
(Tirmizi; Huccetül İslam İmam Gazali, İhyau Ulumid-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 425)
O halde söylemlerimizde yumuşak olmalı,
kin ve garezden kaçınmalı, birbirimize cephe almamalı, maksadı aşan isnatlarla
bir diğer kardeşimizin imanını, insanlığını, kişiliğini sorgulamamalı (fetva
üzere bir kişinin imanına bir, kâfirliğine doksan dokuz delil olsa o kişi
hakkında yargı kararı verilirken mümin olarak muamele edilir)
Siyasi söylemlerin ardı arkasının
kesilmediği bu kısa süreçte yaşanan hırs ve öfkeye esir olmamalı ve sonraki
süreçte aramızda zaten mevcut bulunan ayrılık tohumlarını yeşertmemeliyiz...
İnsanlar birbirlerini karşılıklı
yaptıkları insanlık ile tanırlar, hatırlarlar. Kimin kime ne yardımı olmuş ise,
o yardımlar dile gelir, sevgi ve şefkat dile gelir; dilden dile dolanır
ve sonsuzluk kervanını meydana getirir.
Sonsuzluk kervanında, bir fert olmak bize
de nasip olursa biz buradayız.
Birçoğumuzun nefsine zor gelecek de olsa,
önümüzde Efendimizin sahih kaynakları ile verilmiş hadisi şerifleri varken
tavrımızı ve duruşumuzu bir kez daha gözden geçirmemiz elzemdir...
Yunus ne güzel demiş:
“Gelin birlik olalım, işi kolay kılalım
Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz”
HEDEF KARDEŞLİK İSE
Hedef kardeşlikse kardeşliği savunanlar fedakâr
olurlar. Her şeyden önce kendileri kardeşlik örneği gösterirler. Çıkarlar
meydana ve kardeş olmak istediklerini haykırır ve herkesi kardeşliğe davet
ederler. Bunun için gurur yapmazlar. Gelmeyene giderler, gittiklerini sayarlar,
severler, hürmet ederler. Sofralarında oturur, kibir ve gösterişten uzak durur,
muhabbet ederler.
Şimdi, “gelin kardeş olalım” demek ne
kadar kolay imiş gördünüz mü? Çok kolay görülen bazı hadiseler, aslında çok
zordur. En zoru da nefsi yenmektir. Ben duygusuna esir olmuş kimseler kardeş
olamazlar, ya da kardeşleri bazı menfaat iplikleri ile kendilerine bağlıdır.
Çoğu zaman onlar da bu zayıf ipin farkındadır; ama bu ipi sağlama almak
gururlarını inciteceğinden kabullenirler. Birçok siyasetçi bilirsiniz, siyasi
arenaya çıktığı andan itibaren etrafında binlerce insan vardır. Beraber
dolaşırla, etkinliklere katılırlar, ziyaretlerde bulunurlar… ne zaman ki
beklentileri karşılanmaz olursa, işte o an uzaklaşırlar, siyasetçiyi kendi
dünyasında bırakırlar.
Siz çok muteber kabul edilebilirsiniz, ama
asıl muteberlik tüm kalplere girmektir. Tüm kalplere girmek de tüm kalp
sahiplerini saymaktır. Onlardan biri olduğunuzu ispat etmektir. İşinizin çok
yoğun olduğu zamanlarda bile onlara zaman ayırmaktır. Her zaman hatırlamaktır.
Kişisel menfaatler için mücadele edenler
hep yenik düşmüşlerdir. Tarih çok bencil siyasetçi ve yönetici görmüştür. Çok
uzak zamanlara bile gitmeye gerek yok. Yanı başımızda süregelen savaş da şahsilik
adına değil midir?
Bizim rahmetli eski Başkanımız Davut Beyin
çok güzel bir lafı vardır. O der ki, “eğer siz, “ben” derseniz, başkaları da
“ben” der, kimse, “siz” demez; ama siz, “sen” derseniz, siz derseniz başkaları
da, “sen” ve “siz” der. Bırakın başkaları sizi ileri sürsün, saygınlığınızı siz
anlatamazsınız başkaları anlatır. İlişki kurduğunuz insanlar sizi sizden daha
iyi tanır. Onlar üzerinde bıraktığınız intiba, onların sizi lider kabul
etmesine kadar gider.”
Şöyle bir rol belirleyelim. Ben bir şeyler
yapmak istiyorum diyenler beri gelse, bunlar bir masanın etrafında toplansa ve
deseler ki, “Biz aşiretimiz için bir şeyler yapmak istiyoruz. Ama ben diye
değil biz diye yapalım.”
Böylece birbirlerine neler yapılması
gerektiği ile ilgili beyin jimnastiği yapsalar. Sonra da birbirlerine sen bu
oluşumun lideri, başkanı ol deseler ve hep birlikte bir kişide liderlik kararı
kılsalar… Ne kadar güzel olur değil mi. Kimse kimsenin siyasi fikrine hakaret
etmese, düşünceleri yok saymasa, önce aşireti ve ailesi ön plana çıkarsa ve güç
birliği ederek arenaya çıksa nasıl olur?
Örneğin siyasi bir oluşumum içinde
bulunmak istiyorsunuz. Önce aşiretinizin ileri gelenleri ile istişare etseniz.
Sonra birbirinizle istişare etseniz. Farklı kulvarlarda yarışsanız bile birbirinizin
işini zorlaştıracak dedikodulara girmezseniz ne olur?
Kimse kimsenin açıklarını bulmaya,
zaaflarını ortaya savurmaya gayret etmese iyi olmaz mı?
Gelin birlik olalım, birlik ile dirlik
olalım, dirlik ile güçlü olalım, güç ile de hizmet edelim. Yoksa hep kapılarda
bekler sonra da arkanızı döner boynunuzun kökünü kaşıyarak işinize dönersiniz.
Bir kapıya tek gitmek ile sizi gönlüne işlemiş yüzlerce dostla gitmek aynı
değildir, bunu bilesiniz.
Bize yakışan bu değil mi?
KURUCU BAŞKANIMIZ MERHUM DAVUT KIRMIZIASLAN İLE YAPTIĞIMIZ KISA BİR SÖYLEŞİ
Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Davut KIRMIZIASLAN MER-DER
Başkanıyım. İl Milli Eğitim Müdürlüğünde muhasebe şubesinde memur olarak
çalışmaktayım.
MER-DER
nedir?
MER-DER, Mersavi sosyal
yardımlaşma dayanışma kültür ve eğitim derneğidir.
Neden bir
aile derneği kurmaya ihtiyaç duydunuz?
Toplumun en küçük birimi ailedir.
Aile iyi eğitilir ise toplum düzelir; toplum aile bireylerinden oluşur. İyi
eğitim görmüş aile bireyleri ahlaklı, faziletli ve modern toplumları meydana
getirir. Biz istedik ki dernek olarak toplumu eğitme konusunda bir katkı
sağlayalım.
Bu nedenledir ki, ilk icraatımız
da eğitim ile ilgili oldu ve devletimizin doğu ve Güneydoğuya yaptığı
kalkındırma projesi dâhilinde eğitim ile ilgili iki proje geliştirdik ve
projelerimiz kabul edildi. Projelerimizle ilgili ayrıca bilgi vermek isteriz.
Dernek
kurma fikri nasıl gelişti?
Aslında bizim çok daha önceki
yıllarda dernekleşme çalışmalarımız oldu. Ama bazı engellerle karşılaştık. Biz
de öncelikle bu işe okumuş kesimden akrabalarımızla başlamak istedik. Önce
ulaşabildiğimiz kadar üniversite mezunu akrabamıza ulaştık ve fikrimizi onlarla
da paylaştık.
Bölgemizin geri kalmışlığının
sebepleri üzerinde düşündük ve bu oluşumun mutlaka kurulması gerektiğini anladık.
Bu amaçlardan yola çıkarak 2007
Aralık ayında derneğimizin kuruluşunu tamamladık ve 12 Nisan 2008 günü resmi
açılışımızı yaparak faaliyetlerimize başladık.
Bu bir aşiret derneği gibi
görünse de amaç aşiretçilik yapmak değildir. Aşiret üyelerini eğitmek, sosyal
ve kültürel politikalar geliştirmek, devlet ve halk arasında rehberlik ve
danışmanlık yapmak; özellikle şiddete bulaşmaya meyilli genç ve yaşlıları bazı
seminer ve kurslarla eğiterek toplumun düzenini sağlamada katkıda bulunmak…
Bir sivil toplum kuruluşu olan
derneğimiz; üyelerimizin ve çevresindeki tüm insanların her türlü sosyal ve
kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuştur. Son derece sınırlı
imkânlarla çok büyük ve insani amaçlarla çıktığımızı bu yolun çok kolay
olmadığını biliyoruz. Ancak her türlü zorluğun üstesinden çok değerli
üyelerimizin maddi ve manevi katkıları ile gelebileceğimizin de farkındayız.
Kuruluş tüzüğümüzdeki tüm amaçları gerçekleştirmek esasa hedefimiz olmakla
birlikte; bunların tümünün kısa bir sürede gerçekleşme olanağının olmadığını da
kabul ediyoruz. Fedakârlık ve emek olmadan hiç bir başarının mümkün olmadığını
biliyoruz. Hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için Hazreti İbrahim’in (as)
ateşine su taşıyan karınca misali çaba göstermek zorunda olduğumuzun farkındayız.
Amaçlarımızın tümünü gerçekleştiremesek bile bu yolda zaman harcamanın çok
değerli olduğunu düşünüyoruz.
Üyelerimizin ve onların aile
fertlerinin tüm sorunları ile ilgilenmek; yasal ve meşru tüm yolları kullanarak
tüm problemlerini çözmek her zaman derneğimizin birinci önceliği olacaktır.
Kendimize sevgi ve diyalogu rehber edinerek üyelerimizin tanışması ve
kaynaşması sağlanacak, böylece üyelerimizde bulunan potansiyel kabiliyetler
ortak bir akıl çerçevesinde en uygun şekilde kullanılarak Avrupa Birliği
sürecinde mutlak gereklilik haline gelmekte olan kolektif çalışma sağlanmış
olacaktır. Bu çalışmalar kapsamında derneğimizin bünyesinde komisyonlar
kurularak üyelerimizin bilgi ve tecrübeleri paylaşılacak böylece ortak hedefler
oluşturulmaya çalışılacaktır. Derneğimizin çok daha verimli çalışmasını
sağlamak için çeşitli fonlardan kullanılmak üzere projeler hazırlanacak;
böylece hem sosyal ve kültürel yönden gelişme sağlanacak hem de derneğimizin
faaliyet alanı genişletilerek finansman konusunda geniş imkânlar sağlanmaya
çalışılacaktır. Bunun yanında çeşitli diğer gelir getirici faaliyetlerde
bulunularak derneğimizin bütçesi güçlendirilmeye çalışılacaktır. Bütçemiz
yeterli seviyeye geldiğinde üyelerimizin ve akrabalarının yardıma muhtaç
öğrencilerine her türlü eğitim yardımı yapılmaya çalışılacak ve maddi
yetersizlikten dolayı okuyamayan öğrencilerimizin kalmaması sağlanacaktır.
Ayrıca maddi durumu iyi olmayan ailelere diğer sosyal yardımlarda da
bulunulacak ve devletin sosyal yardım fonlarından faydalanmaları için her türlü
girişimde bulunulacaktır. Farklı sosyal ve kültürel faaliyetler düzenlenerek
gerek üyelerimizin gerekse akrabalarının daha aktif şekilde çalışmalara
katılımı sağlanmaya çalışılacaktır. Kısacası üyelerimizin yasal tüm hakları her
zaman ve zeminde en iyi şekilde koruncaktır. Ayrıca derneğimiz adına bir web
sitesi açılacak ve derneğimizle ilgili olan tüm faaliyetler ve duyurular bu
site üzerinden üyelerimizle paylaşılacaktır. Bu işin en önemli yanı yaptığımız
tüm çalışmaların yazılı olarak yapılacak olması ve tüzel kişilik olarak kayıt
altına alınmasıdır. Böylece çalışmalarımızla ilgili olarak geleceğe aktarılmak
üzere önemli bir arşiv oluşturulmuş olacaktır.
Biz istiyoruz ki gelecek
neslimize güzel bir eser bırakalım. Samimiyetle ve içten bir niyetle çıktığımız
bu yolda Allah bizi mahcup etmesin.
Mersavi
ne demektir? Neden Mersavi diyorlar size?
Bu konuda çeşitli fikirler var.
Bazı büyüklerimiz, Farsça mert ve erkek anlamında “mer” sözcüğünden geldiğini; bazı
büyüklerimizi ise mert ve savmak sözcüklerinin bileşkesinden meydana geldiğini
söylüyorlar. Aslında her ikisi de aynı bizim için. Çünkü biz hem merdiz hem de
elimizden geldiği kadar belalardan uzak durmak için çabalarız. Bölgemizde en az
ölüm ve öldürme fiilleri bizim aşirette görülür. Bizim birinci öncelikli
derdimiz işte bu kötü durumu tamamen yok etmektir. “Allah’ın verdiği canı ancak
Allah alır” diyoruz. Kan davası dünyanın en kötü işidir. Bunu engellemek için
dernek olarak elimizden geleni yapmak üzere çalışmalarımız devam ediyor.
Mersavî aşireti Şanlıurfa’nın hangi bölgelerinde
yaşar, göçebe bir topluluk mudur yoksa yerleşik mi?
Mersavîler Şanlıurfa’nın kuzeybatısında
yaklaşık 32 köyde yerleşik olarak yaşayan ve tarıma dayalı bir ekonomisi olan
topluluktur. 1600’lü yıllardan bu yana Şanlıurfa içinde ve köylerde yaklaşık
elli bin Mersavî aşireti mensubu yaşamaktadır. Köy yaşamında hızlı artan nüfus
nedeniyle köyden kente göç etmek zorunda kalan Mersavîler’den büyük bir kısmı
kenar semtlerde müstakil evlerinde yaşar.
Mersavîler’in
eğitim durumu nedir?
Şu an itibari ile aileler,
derneğimizin de telkinleri ile çocuklarını okutmak için her türlü fedakârlığı
yapıyorlar. Buna derneğimiz de ekonomik bakımdan destek olabilmek için
çalışmalar yapmaktadır. Fakat henüz yeni olan derneğimiz bu bakımdan biraz
zayıf kalmıştır. Her aileden en az bir üniversite mezunu olması için
çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.
Dernek
olarak geliştirdiğiniz projeler var mı?
MER-DER olarak SODES kapsamında
yedi proje geliştirdik. Bunlardan
“MERDER Etüt Merkezi ve Göçten Etkilenen Dezavantajlı Grubun İstihdamı”
projeleri 2008 yılında kabul edildi. Bu projeler çok başarılı bir şekilde
uygulandı. 2009 yılında da MERDER ETÜT MERKEZİ projesi kabul edildi ve iki
yıldır aynı proje son derece başarılı bir şekilde devam etmektedir.
Bu projeler ile sivil toplum
örgütü olarak eğitime bir katkı sağlamak istedik. Özellikle maddi durumu iyi
olmayan ve dershaneye gidemeyen çalışkan öğrencilerin, sahip olması gereken
imkânlarla topluma kazandırılması için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.. Böylece
daha çok öğrenci proje imkânlarından faydalanma fırsatı bulmuş oldu. Her birey
imkân verildiği zaman yetenekleri doğrultusunda gelişmeye ve geliştirilmeye
meyillidir.
Gençlerin bu konuda çok istekli
olduklarını gördük. 125 öğrenci için geliştirdiğimiz projemize çok daha fazla
öğrenci müracaat etti. Bu nedenle 125 olan proje öğrenci sayımızı dernek
yönetim kurulu katkıları ile 150 öğrenciye çıkardık. Öğrencilerin durumunu okul
idarelerinden ve muhtarlardan araştırdık. Hakkeden öğrenciler olması için ince
eleyip sık dokuduk yani..
Doğu ve güneydoğu illerinin
kaderini eğitim yolu ile değiştirmek istiyoruz. Eğitimli ailelerin çocukları
bir başka oluyor. Her türlü davranış farkı ortaya çıkıyor. Bu nedenle biz hafta
sonları ve uygun olan bazı günler aile eğitimleri de vermek istiyoruz.
Özellikle kırsal kesimdeki kadınların ve genç kızların eğitim ile de ilgilenmek
istiyoruz. Bu konuda da derneğimizin okullar ve muhtarlar ile işbirliği halinde
bazı çalışmaları var.
Projeler iki sene üst üste
onaylandı ve 125 olan kapasiteyi zorlayarak bizim de dernek olarak katkımız ile
150 öğrenciye üniversite hazırlık kursu verdik ve bu öğrencilerinizden büyük
bir kısmı üniversiteli oldu. Eğitim ile toplumumuzun yaşam şartlarını ve
değiştirmek istiyoruz. Köylülerin köylü olarak kalması yeterli değildir. Köylü
de olsa eğitimli olmalı ve özellikle kızlar okumalı ki toplumun genç neslini
yetiştirecek olan analar kışın soğuğunda, yazın sıcağında çocuklarını eğitirken
söyledikleri ninnilerde çocuğunun geleceğini bir çoban olarak değil yüksek
rütbeli bir devlet adamı olarak planlasın, ninnilerini ona göre söylesin.
İkinci projemizde ise iş sahibi
olamayanlara iş imkânı sunmak üzere sekreterlik ve halk ile ilişkiler kursları
düzenledik. Kurs sonrasında da kursiyerlere görüştüğümüz iş yerleri sahipleri
ile iş imkânları oluşturmaya çalıştık.
Bir sivil
toplum kuruluşu başkanı olarak son sözünüz ne olacak?
Aslında tüm toplumun sahip olması
gereken bazı insani değerler, davranışlar ve haller vardır. Bu tüm uluslarda ve
dinlerde aynıdır. Biz bunu ailemiz için şöyle dile getirdik.
MERSAVÎLER;
Fedakar
Hoşgörülü,
Nezaketli,
Yardımsever,
İnsancıl,
Kavgadan uzak,
Kin gütmeyen,
Kendi içinde ve herkese adil
Bilgi birikimine sahip,
Demokrat,
Geçmişinden kopmayıp kültürüne sahip çıkan,
Geleceğe umutlu,
Sağlam karakterli,
Mutlu ve huzurlu bir aile yapısına sahip,
Kız ve erkek evlatlarına aynı kıymeti veren mert insanlar olma yönleri ile farklılık gösteren bir yapıda olmalıdır.
Fedakar
Hoşgörülü,
Nezaketli,
Yardımsever,
İnsancıl,
Kavgadan uzak,
Kin gütmeyen,
Kendi içinde ve herkese adil
Bilgi birikimine sahip,
Demokrat,
Geçmişinden kopmayıp kültürüne sahip çıkan,
Geleceğe umutlu,
Sağlam karakterli,
Mutlu ve huzurlu bir aile yapısına sahip,
Kız ve erkek evlatlarına aynı kıymeti veren mert insanlar olma yönleri ile farklılık gösteren bir yapıda olmalıdır.
Toplumumuz
yardımlaşma ve dayanışma yolu ile birbirine kenetlenmeli ve Şanlıurfa’da saygın
fertlerin mensubu olduğu bir aileden olduğunu unutmamalıdır.
Sizler,
Bugün bu kitapçığı okumakta olan
ve kendini aşmış, yaşadığı toplumun derdi ile dertlenen mümtaz insanlar,
Toplumun bize verdiğini iade etme
zamanıdır.
Barış içinde huzurlu ve gelişen
bir toplum üyesi olmak herkesin hakkı.
Eğitim yolu ile inşallah
toplumumuz kalkınma hamleleri yapacak ve gelecekte daha fazla sayıda gençlerimizi
devletin her kademesinde milletine hizmet ederken ve İlimizin ekonomik ve
ticari hayatında önemli roller üstlenmiş fertler olarak bulacağız.
Bu Mersavî kitabını hazırlarken
hem kültürlerin kaybolmasının önüne geçmek hem de geleceğe bir kaynak eser
bırakmak istedik. Elimizden geldiği kadar objektif ölçüler dâhilinde ilmi bir
metotla araştırma yaptık ve Mersavîlik ile ilgili bilgi ve belgeleri ortaya
çıkarmaya çalıştık.
Biz istiyoruz ki gelecek
neslimize güzel bir eser bırakalım. Samimiyetle ve içten bir niyetle çıktığımız
bu yolda Allah bizi mahcup etmesin.
PROJE HAZIRLAMA EKİBİMİZ
Proje ekibimiz beş
yıl boyunca MER-DER Eğitim Merkezi projesini hazırlayarak mükemmel bir
performans ve ciddiyet ile uygulanmasını sağladı ve bu projeler ile yaklaşık
iki bin öğrenci üniversite sınavlarına ve meslek edindirme kursları ile de
hayata hazırlandı. Bu hayırlı işte emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
MERDER EĞİTİM MERKEZİ
MERDER EĞİTİM MERKEZİ, SODES’in bölgemiz kalkınması için
2008 yılında sunduğu imkânlar ile kurulmuş bir eğitim merkezidir.
Sosyal destek programı (SODES) doğu ve güneydoğu illerine
büyük imkânlar sundu. Milletle hizmet etmek amacı ile hazırlanan projelerin
bölgeye kattığı katma değer gözle görünür bir hareketlilik ile bölgede hayatı
canlandırmıştır.
Bu canlılık içinde MERSAVİLERİN hazırlamış olduğu MERDER
EĞİTİM MERKEZİ, sayın başbakanımızın deyimi ile aşiret çocuklarının eğitime
verdiği önemi göstermesi bakımından bir çılgın projedir.
Devletin verdiği hibenin yanı sıra dernek yönetim kurulu
üyelerinin en az devletin hibesi kadar destek vererek eğitim yerinin hazırlaması
büyük bir fedakârlık ve insanlık örneğidir.
Kırsal kesimde yaşayan ve bir dershaneye gidemeyen gençlerin
önüne çok güzel imkânlar ile donatılmış bir eğitim merkezi çıkarmak ve bu
eğitim merkezinin kapısından içeri ücretsiz buyur etmek… İşte kitap, dergi, öğretmen; işte modern ve
teknoloji destekli derslikler deyip okuma fırsatı sunmak… Ne güzel bir duygudur bu, hayır sahipleri
için…
MER-DER Eğitim Merkezi Projesi fikri ilk ortaya çıktığında
projeyi hazırlayan arkadaşlarımız bile projenin kabul edileceği hususunda
umutlu değildi. Fakat proje, revizyon şartı ile kabul edildiğinde proje ekibi
de dernek yönetimi de büyük şaşkınlık yaşadı. Öyle duygulandık ki, bir süre
hayal olduğunu, bunun gerçek olmadığını düşündük. Oysa öyle değilmiş; devlet
vatandaşını korumak ve yaşatmak için samimi ve dürüst duygular ile yapılan tüm
projelere onay vermişti. İmkânı olmayana imkân sunan proje ile devlet
dershaneye gidememiş olan gençlerin önünü açmış ve onlara yeni ufuklara yelken
açama fırsatı vermiş oldu. Çok kısa sürede de semeresi alındı. Her biri ayrı
bir umut hikâyesi olan birçok hayal gerçek oldu.
SODES’in bize verdiği imkânlar kadar da bizim katkımız oldu
bu projeye. Arkadaşlarımızın bir kısmı yılların birikimini, bir kısmı
bankalardan çektiği krediyi, sadece proje sağlıklı yürüsün ve gerçek hedefine
ulaşsın diye harcadı. Proje yürütücü olarak yapılan bu büyük fedakârlık,
projenin üç yıl üst üste geçmesine sebep oldu.
Biz bu dünyadan kazanmak için değil, ahretimize yatırım
yapmak için gayret ettik ve bunu yapmaya da devam edeceğiz.
Böylesine güzel imkânlarla bezenmiş Modern Dershane olarak
MER-DER Eğitim Merkezi ile bölgemizin çehresi değişti. Vatandaşımız kendisine
verilen değerin karşılığında çocuklarının iyi bir eğitim ile yetişmesi sonucu
devlet ve millet birlikteliğinin sonuçlarını gördü.
MER-DER Eğitim Merkezi, gecekondu mahallesinde, bulutsuz, berrak bir bahar akşamının dolunayı
gibi görünmektedir.
Kapısında SODES MER-DER EĞİTİM MERKEZİ yazan bina, devletin
vatandaşına açılan sıcak kucağıdır.
Emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunarız.
2008 YILI MER-DER EĞİTİM MERKEZİ UYGULAMALARI
2008 yılı MER-DER için tam bir atılımı yılı oldu. İlk proje
uygulaması gerçekleştirildi. SODES kapsamında hazırlanan ve Devlet Planlama
Teşkilatını sunulan MER-DER eğitimi merkezi projesi 240 bin TL proje bütçesi
ile kabul edildi. Bu proje Şanlıurfa’da en iyi uygulanan ve başarı elde eden
proje oldu. Böyle olumlu ve güzel bir sonucun ortaya çıkması bizleri çok
sevindirdi. Bu proje ile yaklaşık 125 öğrenci üniversiteli olma yolunda mesafe
kat etti. Çoğunluğu dezavantajlı bölgenin çocukları idi. Kız öğrencilerimiz
çoğunlukta idi. Biz bununla bir tabuyu da kırmış olduk; aşiretler eğitime önem
vermez ve kızlarını okutmaz, erken yaşta evlendirir, söylemi de bertaraf oldu.
Genç kızlar seve seve dershaneye devam ettiler ve çoğu da başarılı oldu. Bu
konuda başarı öykülerimiz mevcuttur. Bunları daha sonra örnekleyeceğiz.
2009 yılında aynı başarı devam etti. SODES, bizim
gayretimizi, fedakârlığımızı, eğitim sevdamızı ve en önemlisi de dürüstlüğümüzü
projeyi tekrar uygulanabilir görerek kabul ve takdir etmiş oldu. 2009 yılında projenin daha iyi
uygulanabilmesi için dernek yönetiminde bulunan arkadaşlarımız el birliği ile
bir Eğitim merkezi yeri bulmak için harekete geçtiler. Gayretlerinin yetersiz
kalacağını ve projenin kalıcılığını da düşünerek bir yer satın aldılar. Her yıl
yeni bir yerde kira ile eğitim merkezi devam ettirilemezdi. Bu projedeki bazı
kalemlerin de tekrar kullanılamamasına sebep oluyordu. Satın alınan yer SODES’e
kiraya verildi. Kira gelirinden elde edilen para kuruşu kuruşuna eğitim
merkezine harcandı ve hatta daha da dernek yönetim kurulunda bulunan arkadaşlar
tarafından ek paralar konarak bugün bir gurur abidesi olan MER-DER Eğitim
Merkezi binası ortaya çıkarıldı. Böylece tüm proje geliri öğrencilerin
eğitimine doğrudan aktarılarak başarının artması sağlanmış oldu.
Eğitim merkezimizin Süleymaniye gibi bir dezavantajlı semtte
bulunması bu bölge insanı için bir nefes, bir umut kaynağı olmuştu. Eğitim
merkezine devam eden öğrencilerin çoğu bu mahallenin çocukları idi. Fakat
Eyyubiye, Kamberiye, SSK, Sırrın, Bağlarbaşı gibi diğer mahallelerinden de
gelenler vardı ve bunlar servislerle taşınıyordu; fakat servislerle öğrenci
taşıma zaman ve maddi imkân bakımından kayıp anlamına geliyordu. 2011 yılında
da üniversiteye öğrenci yerleştirme başarısı yüzde yetmişlerden aşağı düşmeyip
başarı tirendi devam edince proje de devam etti. Devlet, bir kuruşunun heba
olmadığını ve tüm ödemelerin yerinde kullanıldığını görünce bize destek vermeye
devam etti. Gerçekten de eğitim merkezine yer veren mal sahibi dernek üyeleri,
her yıl ceplerinde birçok paralar koyarak eğitim merkezinin daha düzenli ve
ders işlemeye müsait olması için ellerinden gelini yapmaktadırlar.
Umulur ki 2012 yılında da büyük bir başarı yakalanır ve tüm
öğrenciler istedikleri ve hayal ettikleri üniversitelere yerleşir. Bu onların
olduğu kadar bizim de hayalimizdir. Bir fidan dikip de ağaç olduğunu görmek isteyen
ve bunu görünce de sevinen bahçıvan gibi biz de bu gençlerin hayata bir şekilde
tutunduklarını görürsek bizim için hayatta daha güzel bir ödül olmayacaktır.
2009 yılında eğitim merkezi tam bir canlılık kazandı. Bir
taraftan üniversiteye öğrenci hazırlanırken bir taraftan da İŞKUR aracılığı ile
bilgisayar işletmenliği ve bilgisayarlı muhasebe eğitimleri verildi. Bu eğitimlerde de kırk kişi meslek sahibi
olma yolunda eğitim almış oldu.
MER-DER Eğitim Merkezin 2010 yılında bilgisayar kursları,
kadına şiddeti önleyen aile eğitimleri ve psikolojik danışmanlık konularında da
çeşitli etkinlikler yaptı. Emniyet müdürlüğü ile işbirliğine gidilerek zararlı
alışkanlıklara karşı savaş açıldı. Zararlı alışkanlıklar ve bunların insan
üzerinde bıraktığı etkiler konusunda bilgilendirme çalışmaları yapıldı.
Sözün burasında biz SODES ile Doğu ve Güneydoğu’ya canlılık
kazandıran devletimize sonsuz teşekkürlerimiz sunarız. Bu projeler ile devlet; “insanı yaşat ki
devlet yaşasın.” Prensibini uygulamıştır.
Kendisi ile barışık olan devlet insanı ile de barışmış ve
kardeşlik bilinci gelişmiştir.
ÖĞRENCİLERİMİZ MER-DER EĞİTİM MERKEZİNDE
Öğrencilerimiz için yapılan deneme sınavları
Milli Eğitim Müdürü eğitim merkezimizi ziyaret ederek
öğrenciler ile görüşüyor.
Sodes Valilik yetkilileri etüt merkezimizi kontrol ve teftiş
ederken.
Vali yardımcıları ve SODES bakanlık temsilcileri derneğimizi
ziyaret etti.
MER-DER ETÜT MERKEZİ ÖĞRENCİLERİ HARRAN
ÜNİVERSİNİ GEZDİ.
SODES Projesi kapsamında etüt merkezi
öğrencileri Harran Üniversitesi’ne götürüldü. Üniversite sınavına hazırlanan
öğrencilerin üniversitelerdeki havayı teneffüs etmeleri ve heyecanlarını
yenmeleri iyi bir hazırlık için gerekli idi. Öğrenciler bu geziden çok memnun
ayrıldılar. Bir gün üniversiteli olma hayalinin nasıl bir mekân ve eğitim için
kurulduğu bizzat gözleri ile gördüler.
ZİYARETLER
Hemofili Derneği Şanlıurfa İl Başkanı
Sayın Ali Yıldırım Derneğimizi ziyarete ederek bizi onurlandırdı. Karşılıklı
fikir alış verişinde bulunuldu, başarı dilekleri iletildi.
MER-DER
ETÜT MERKEZİ ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ
Adınız?
-Sevgi ATMANOĞLU
MER-DER Etüt Merkezi’nden nasıl haberdar oldunuz?
-
Okul
müdürlüğü aracılığı ile haberdar olduk.
Etüt merkezi hakkındaki izlenimlerinizi alabilir miyiz?
-
Ben
iki yıldan beri okul dersleri dışında üniversiteye hazırlanmak için ek eğitim
ihtiyacı duyuyordum. Ama maddi bakımdan babamın beni bir dershaneye gönderme
imkânı yoktu. Bu konuda her gün babamla tartışıyorduk. Tam da babam benim
eğitimime katkıda bulunmak için bankadan kredi çekecek idi ki MER-DER Etüt
Merkezi imdadıma yetişti. Babam özellikle büyük bir yükten kurtulduğu için çok
sevindi, tabi ben de.
Devletimizin bize sunduğu bu büyük imkânı
inşallah en iyi şekilde kullanacağız. Hayallerime kavuşmak imkânı bulacağımdan
dolayı çok memnunum. Allah devletimize zeval vermesin. Bu gibi desteklerin
devamının sağlanması lazımdır.
ÖĞRENCİ -2
Adınız ?
-
İlyas DEMİRER
MER-DER Etüt Merkezi’den nasıl haberdar oldunuz?
-
Akabe
mahallesinde oturuyorum. Bir akşam eve giderken caddede asılı MER-DER Etüt
Merkezi SODES pankartını görünce evde durumu babama açıkladım. Böyle bir şey
olabileceğine inanmadı.
Etüt merkezi hakkındaki izlenimlerinizi alabilir miyiz?
-
MER-DER Etüt
Merkezi projesi hakkında bilgi sahibi olunca babam ile birlikte Etüt Merkezine
gittik. Benimle neden bu zamana kadara dershaneye gitmediğim konusunda sorular
sordular. Durumumuzu anlayınca da beni Etüt Merkezine kaydettiler. Eğimlerden
çok memnun kaldım. Buradaki eğitimlerin ilimizdeki hiçbir dershaneden farkı
yoktu. Kitapları ve öğretmenleri çok kaliteli idi. Ama keşke birinci dönemden
devam etse idi de çok uzun süreli bir eğitim görmüş olaydık. Emeği geçen
herkese teşekkür ederim.
ÖĞRENCİ -3
Adınız?
-Ali CENGİZ
MER-DER Etüt Merkezi’den nasıl haberdar oldunuz?
-
Okul
müdürümüz ellerinde olan broşürlerden bize dağıttı. Bu broşürlerdeki bilgileri
okuyunca çok sevindim. Hemen okul müdürümüze ismimi yazdırdım. Zaten okul
müdürümüz sağ olsun beni tanıyordu. Çünkü bazı derneklerin yardımlarının bize
ulaşmasında aracılık yapmıştı.
Etüt merkezi hakkındaki izlenimlerinizi alabilir miyiz?
-
Çoktandır
üniversite sınavına hazırlanıyordum. Ama bir türlü dershaneye gitme imkânına
kavuşmamıştım. Etüt merkezinin bize çok faydası oldu. Devletimizin yaptığı en
iyi işlerden biri budur. Zaman geçtikçe SODES’in ne anlama geldiğini anladım.
Bunu öğretmenlerimiz sık sık tekrarlıyorlardı. Devlete bu konuda minnet
borçluyum. İnşallah gelecekte ben de böyle hayır işlerinde elçi olurum.
Eğitimimize harcanan bu paralar inşallah ziyan olmayacaktır. Keşke çok daha fazla öğrenci alınsa idi.
Çünkü çok daha fazla arkadaşım imkânsızlıklardan dolayı üniversiteye iyi
hazırlanamadı. Ben eğitimlerden çok memnun kaldım. Emeği geçen herkese teşekkür
ederim.
[1] EL-HUCURÂT -13- Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle
bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sâhib çıkmanız için milletlere,
sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki ALLÂH'ın nazarında en değerli, en üstün
olanınız, takvâda en ileri olandır. Muhakkak ki ALLÂH herşeyi bilir, her şeyden
hakkıyla haberdârdır.
Sizin şu
soyunuz-sopunuz kimseye üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak şey değildir.
(Ey insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir ölçek içindeki
birbirine eşit buğday taneleri gibisiniz Halbuki, hiç kimsenin kimseye din ve
takva müstesna üstünlüğü yoktur. Kişiye kötü olması için; başkalarını yermesi,
küçük görmesi, cimri, kötü huylu, had ve hududu aşmış olması yeter.
(Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 4/158, İbnu Kesir, 4/218)
(Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 4/158, İbnu Kesir, 4/218)
[2] Öztürk, Mustafa, 16.
Yüzyılda Kilis Urfa Adıyaman Çevresinde Cemaatler, Oymaklar, Elazığ 2004 s. 79
– Tapu Tahriri Defteri No. 506 s. 206-207
[3] Turan, Ahmet Nezihi, 16.
Asırda Ruha (Urfa) Sancağı, Ankara 1993 – Tapu Tahriri Deferi 151, s.42b
45.a,56.a 72.a vd.
[4] Maliyeden Münevver 351
s.131-135 – Tahrir Defteri 151 168a-172b
[5] .Yusuf Hallaçoğlu
Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar, Ankara 2009
[6]
.Aşiretler Raporu,1998 Analiz Basım Yayım Tasarım Ltd.Şti yayını
[7] http://docs.neu.edu.tr/library/nadir_eserler_el_yazmalari/TEZLER_YOK_GOV_TR/
Tahir%20%C3%96%C4%9F%C3%BCt,%20Birecik.pdf
[8] Kaynak; BOA, MAD 19812, s.
9 (1)Bu aşiret Rakka, Karahisar-ı sâhib, Çemişgezek, Karaman, Siverek, Adana,
Sis, Sivas, Menteşe, Haleb, Aydın, Meraş, Diyarbekir sancaklarında meskundur.
1140 senesinde Rakka‟daki aşiret mensupları Alacahana firar teşebbüsünde
bulunmuş ancak tekrar Rakka‟ya iskan edilmiştir. Döğerli aşireti Beğdili
aşiretinin bir alt şubesidir. Cevdet Türkay, a.g.e, s. 336. (2)Halidi
aşiretinin diğer bir adı da Halidi Uşaklarıdır. Aşiretin reayası Ekrat‟dan
olup, Birecik, Ayıntab sancaklarında meskunlardır. Cevdet Türkay, a.g.e, s. 400
[10] Aynı kaynak, sayfa 157
[12] Saco, Fransız komutanına
Urfalıların verdiği isimdir.
[14] https://www.sanliurfa.bel.tr/files/1/bsb_sonra/8_milli_mucadele.pdf
, muhtelif sayfaları. Bu esere Şanlıurfa belediyesi kayıtlarında ulaşılabilir.
[15] Kaynak: Bedin köyünden
Hacı Müslüm Yıldırım, Hut köyünden Hacı Mehmet Ali Yetim, Küçük Keşilik
köyünden Halit Demir
[16] Karpuz denince yöremizde
TAT karpuzu akla gelir. Yaklaşık yarım metre ve bir metre arası uzunlukta bir
yastık gibi yeşil kabuklu ve tatlı olan bu karpuzların çekirdekleri iridir.
Yerli tohumdur. Karpuz çekirdeği bir sonraki yıl için tohum olarak saklanır.
Susuz yetişir ve çok tatlıdır.
[17] Susuz yetişen (beji)
küçük boyutta organik bir yerli tohum domatestir. Çok lezzetlidir.
[18] Büyükalanlı
[19] Mersavi büyüklerinden
dinlenen hikâye aslına uygun olarak yazılmaya çalışılmıştır.
[20] 25.01.2016
13:45 | Son Güncelleme:25.01.2016-13:46: http://www.milliyet.com.tr/yeni-anayasa-mesaisi-basliyor-siyaset-2184147/
[21] https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tbmm_internet.arama?q=%22mersavi%22

Türkçe
English







