*Bir Damla Su, Bir Dünya Umut*
2025 yılı, hepimizi derinden sarsan bir gerçekle yüzleştirdi: Su krizi. Barajlarımız kuruyor, göletlerimiz dibi görüyor, bazı bölgelerde içme suyu bile saatlerle sınırlı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.346 m³; bu, su kıtlığı eşiği olan 1.000 m³’e tehlikeli derecede yakın. İstanbul’da baraj doluluk oranları %30’un altına düştü, İzmir, Ankara ve Bursa’da durum farklı değil. Azalan sularda artan kirlilik, çocuklarımız ve yaşlılarımız için sağlık risklerini büyütüyor. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler, susuzluk çeken köylerden şehirlerdeki su kesintilerine kadar, bu krizin ne kadar yakıcı olduğunu haykırıyor.
Ama bu sadece bir çevre meselesi değil; bu, hepimizin geleceği. Yıllardır akademisyenler uyarıyor: Artan nüfus, iklim değişikliği ve yanlış su yönetimi, su kaynaklı çatışmaları kaçınılmaz kılıyor. Fırat ve Dicle gibi nehirler, bölgesel gerilimleri ateşliyor; tarım ile sanayi arasındaki su paylaşımı tartışmaları ise içimizi yakıyor. Eğer şimdi bir araya gelmezsek, susuzluk bir sorun olmaktan çıkıp bir felakete dönüşecek. Ama inanıyorum ki, hepimiz el ele vererek bu gidişatı değiştirebiliriz.
Allah’ın bize yerden ve gökten ihsan ettiği su, hayatın ta kendisi. Bu nimetin kıymetini bilmezsek, bugün yaşadığımız gibi elimizden kayıp gider. Bir düşünün: Büyük şehirlerimizde su tamamen kesilirse neler olur? Marketlerde su kuyrukları, hastanelerde hijyen sorunları, tarımda çöken üretim… Su, Rabbimizin bize sunduğu büyük bir hediye ve sınırlı bir kaynak. Bu şuurla, suyu her yerde, her zaman büyük bir özenle korumalı ve kullanmalıyız. Peygamber Efendimiz’in “Bir ırmağın kenarında bile abdest alırken suyu israf etmeyin” öğüdü, bugün hepimize yol gösteriyor.
Duş süresini sadece iki dakika kısaltmak, damlayan muslukları tamir etmek, sebze yıkama suyunu bitkiler için kullanmak gibi basit adımlar, binlerce litre su kurtarır. Türkiye’de suyun %70’ten fazlası tarımda harcanıyor, ama eski usul sulama yöntemleri büyük israf yaratıyor. Yapay zekâ destekli damlama sulama gibi modern teknolojiler, suyu verimli kullanarak hem çiftçiye hem doğaya kazandırıyor. İsrail ve Hollanda, bu yöntemlerle su kullanımını %50 azalttı; biz de bunu yapabiliriz!
Bununla yetinmemeliyiz; su krizine karşı topyekûn bir mücadele şart. Ulusal bir su seferberliği başlatılmalı! Devlet kurumları, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve halkın tüm kesimleri bu seferberliğe katılmalı; her birine su kullanımı ve tasarrufu konusunda somut görevler verilmeli. Belki bir Su İdaresi Bakanlığı kurularak, bu önlemler TBMM’de çıkarılacak bir kanunla resmileştirilmeli. Böylece kurumlar ve sivil toplum, sorumluluk bilinciyle hareket edebilir. Su kaynaklarımız sadece bize değil, gelecek nesillere de ait; istediğimiz gibi israf edemeyiz. Bu konu, bir ulusal güvenlik meselesi olarak ele alınmalı ve acil, etkili önlemler alınmalı.
Ekmek israfına gösterdiğimiz hassasiyeti suya da gösterelim. Sosyal medyada #SuTasarrufu kampanyaları başlatalım, bir videoyla, bir paylaşımla çevremize ilham olalım. Okullarda, iş yerlerinde, mahallelerde suyun kıymetini anlatan etkinlikler düzenleyelim. Hükümetten, suyu adil dağıtan, dere ve nehirlerimizi kirlenmekten koruyan, arıtma sistemlerini güçlendiren politikalar isteyelim. Sanayi tesisleri suyu kirletmesin, tarım suyu akılcı kullansın, içme suyu hepimizin hakkı olsun diye sesimizi yükseltelim.
Her birimiz bir fark yaratabilir. Bir musluğu erken kapatmak, bir arkadaşımıza suyun değerini hatırlatmak, bir paylaşımda bu krize dikkat çekmek… Bunlar küçük görünebilir, ama bir damla su bile bir dünya umut taşır. Geleceğimizi kurtarmak için suyu kurtaralım. Hep birlikte, bu krizi aşacağımıza inanıyorum. Siz de inanıyor musunuz? O zaman bir adım atın: Bir fikri paylaşın, bir alışkanlığı değiştirin, bir kampanyaya katılın. Çünkü bu dünya, hepimizin. 30.08.2025
Dr. Sadık YETİM

Türkçe
English