MEHMET AKBAŞ : İLMİN VE ALİMİN İZZETİ
İLMİN
VE ALİMİN İZZETİ
İnsan
yaşamak için barınma, beslenme, giyinme gibi temel ihtiyaçlara sahiptir. Bu
ihtiyaçlar istenen yeterli düzeyde
karşılanamazsa yaşamı zora girer hatta yaşayamaz hale gelir. Bundan dolayı da
her insanın öncelikli hedefleri bunları temin etmek ve bunlar için
çabalamaktır. Bu zorunlu gereksinimler karşılandıktan sonra insan öğrenmeye ve
eğitime yönelir, bu ihtiyacını gidermeye çalışır. Bunun için de öğretici,
muallim ve bilenlere muhtaçtır.
Eğitim
hayatında insan kendisine önderlik
edecek, yol gösterecek insanlara yani
hocalara, alimlere muhtaçtır. Hiçbir kitap muallimsiz, rehbersiz
anlaşılmayacağı için muallimin varlığı zaruridir. Bu sır nedeniyle Yüce
Rabbimiz insanlara sadece kitap göndermemiş, bu kitapları anlatmak için de
öğretmenler yani peygamberler göndererek insanları rahatlatmıştır. Tüm dünyayı kasıp kavuran, insanları hayattan
koparan, dünyanın huzurunu ve dengesini bozan pandemi döneminde öğretmenin
değeri daha iyi anlaşıldı. Hastalık nedeniyle okullar ve tüm eğitim kurumları
online eğitime geçince öğrenciler yanlarında muallim olmadan çalışıp öğrenmek
zorunda kaldılar. Bu işin zor ve meşakkatli olduğu herkes tarafından yakinen
görüldüğü için öğretmenin değeri iyi anlaşılmış oldu. İnsanlar eğitim ve
öğretim yolculuğunda öğretmene büyük bir ihtiyaç duyar. Eğitime başlayan
insanoğlu tüm zorlukları öğretmenler sayesinde aşar ve bilgilerini artırarak
geleceğe emin adımlarla ilerler.
İşte
öğretmen olmadan eğitime devam edemeyen ve karşılaştığı sorunlarını
halledemeyen insanın muallimlerine ve büyüklerine saygılı olması ve onlara
hürmet göstermesi gerekir. Geçmişte ecdadımız ilim sahiplerine, alimlere,
bilginlere, hocalara çok büyük kıymet vermiştir. Şanlı tarihimizde bununla
ilgili çok fazla yaşanmış olay ve örnekler var. Çünkü ecdad bunu iyi biliyordu
ki ilmin ilk şartı hocaya saygı ve hürmettir. Alime saygı yoksa o ilimde
ilerlemek ve devam etmek imkansızdır. İlme merak duyanın ilk dikkat edeceği
husus hocasına kemal-i edeple eğilip ona layıkıyla hürmet ve muhabbet etmesidir.
Örneğin Çağ açıp çağ kapatan Fatih Sultan Mehmet, sarayda talebe iken ders
esnasında biraz haylazlık yapınca hocası Akşemseddin Hz. Onu padişah olan
babası 2.Murat’a şikayet etti ve şehzadenin şımarıklık yaparak padişah oğluyum
diyerek derse lakaydlık yaptığını söyleyince Sultan 2.Murat hocasına ibretlik bir plan söyler ama
bunu duyan hocası şok olur, olamaz derse de padilşah ısrar edince yaramaz
talebesine bir ders vermek amacıyla bu planı kabul eder. Ertesi
gün yine derste Mehmet yaramazlık yapıyordu. Akşemseddin’in uyarısına aynı
tehdit cevabını verdiği sırada Padişah ansızın kapıyı açıp içeri girdi. Bu olay
karşısında Akşemseddin hiddetlenerek Padişaha bağırdı ve bir tokat atarak, bu
şekilde sınıfa giremeyeceğini izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal
dışarı çıkmasını istedi. Padişah mahcup bir şekilde boynunu bükerek özür diledi
ve dışarı çıktı. Olaylar karşısında Fatih Sultan Mehmet’in nutku
tutulmuş ne yapacağını şaşırmıştı. Güvendiği babası tokat yemişti. Fatih Sultan
Mehmet allak bullak olmuştu. Babası çocuğuna hocanın değerini anlatmak ve
hocasına saygıda kusur etmemesi için böyle ibretlik bir plan uygulamıştı. O
günden sonra bir daha Fatih, derste ciddiyetsizlik yapmadı ve tüm dikkatini
derse, hocaya vererek adını tarihe altın harflerle yazdırdı.
Yine tarihin gördüğü en kudretli sultanlardan Yavuz Sultan Selim de ilme
ve alimlere çok değer vermiştir. Yavuz Sultan Selim,
geceleri üç-dört saat uyuyarak vakitlerinin çoğunu okumaya ve araştırmaya
ayıran, alimlere derin saygı besleyen bir padişahtı. Bizzat Şehzadeyken
dahi derslerini takip ettiği ve tahttayken dahi ilmi meclisleri her şeyin
üstünde tuttuğu bilinmektedir. Mısır Seferi dönüşü o dönemin
ünlü âlimi Kemalpaşazade ile at üstünde sohbet ederken, Kemalpaşazade’nin
atının ayağından sıçrayan çamur Yavuz’un kaftanını kirletmişti. Âlimin mahcup
olmasını engelleyerek, "İlim adamının atının ayağından sıçrayan
çamur, bizim için bir şereftir" demiş ve
vasiyetinde o kaftanın bu şekilde gömülmesi için saklanmasını istemiştir.
Esasen neredeyse tüm Osmanlı padişahları ilme ve
alimlere çok değer vermişler ve meclislerinde alimlere baş köşede yer
vermişlerdir. Bu konuda oldukça fazla numune sayılabilir. Ecdadımız alimlerin
kıymetini bilmiş ve onları her zaman onore etmiştir.
Günümüzde her alanda yozlaşma ve çürüme yaşandığı
gibi bu konuda da büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Gençler öğretmenlerine ve
büyüklerine saygısızlık etmekten çekinmemekte ve bunu normal bir davranış gibi
karşılamaktadır. Aileler de çocuklarına çok kötü örnek olmakta ve onlara edepli
olmayı ve hocalarına hürmet etmeyi öğretmemektedir. Hatta ilk saygısızlığı
onlar çocuğa göstermekte, hocaların itibarını acımasızca yerle bir etmektedir.
İlme girişin ilk şartı alime saygı ve sevgidir. Hocasına gereken saygıyı
göstermeyen bir gencin o ilimden bir nasibi olamaz ve olmuyor da. Sadece
bilinçsiz aileler değil yazılı ve görsel medya da bu konuda çok kötü bir sınav
vermektedir. Bir öğretmenin bireysel bir hatasını abartıp büyüterek gündem
yapmakta ve öğretmenleri toplumun gözünden düşürmektedir. Bir ülkenin basını
kendi ülkesine en büyük kötülüğü de bu şekilde yapmaktadır.
Eğitimin ne olduğunu II.Murat kadar olamasa da;
en azından kendi çocuğunu yanlış yollara sürüklemeyecek kadar idrak etmiş anne
ve babalara ihtiyaç var. Unutmayalım, Çocuklar şımarık doğmaz; diplomalı,maaşlı
ama eğitimsiz ebeveynler tarafından şımartılır. İlme, eğitime, çok büyük değer
vermeli ve çocuklarımıza bu güzel hasletleri kazandırmalıyız. Eskiden
babalarımızın bizi hocaya emanet ettiği gibi ‘’Eti senin kemiği benim’’diyerek
hocaya çok itimat ettiğimizi ve ondan çok güzellikler beklediğimizi açık
yüreklilikle belirtmeliyiz.
MEHMET AKBAŞ
Eğitimci --Yazar

Türkçe
English



