Bugun...


Hüseyin KAYA


Facebookta Paylaş









HİÇ DURMAYAN KAN VE SİYASET
Tarih: 08-11-2019 13:09:00 Güncelleme: 08-11-2019 13:13:00


55 yıllık hayatım boyunca insanların birbirlerini neden ve nasıl ördürebildiğine akıl erdirebilmiş değilim. Zaman zaman herkes öfke anında seni öldürürüm diyebilir. Ama bunu gerçekleştirmek için insanın insan olmaması lazım. Yaratanın verdiği canı hangi amaç uğruna olursa olsun sonlandırmak için harekete geçmeyi anlayamıyorum. Hatta ben diyorum ki, bir kişi sizi öldürmeye kastetse ve silahı size döndürse bile siz ona elinizdeki silahınızı doğrultmayın; havaya doğrultun silahınızı. Varsın o sizi öldürsün. Katil olmak kadar acaba kötü bir durum var mı?... Eskiden beri “benim anam ağlayacağına onun anası ağlasın” diye bir söz var halk arasında. Kişinin canına kasteden biri olduğunda önce davranma ile ilgili bu söz. Ama şu eksik var, sabır yok bu sözün içeriğinde; hemen davranma ve sonuca ulaşma var. Konuşmaya, iknaya fırsat vermek yok. Oysa ölen ölür gider de öldüren sürünür. Üstelik de dünyasını da ahretini de berbat etmiş olur. Ama kimse bunu düşünmez. O anlık yiğitlik duygusu ağır basar ve insanın canına kastedilir. Allah akıl fikir versin ne diyelim.

Aslında bu yazıyı yazmama sebep olan okuduğum aşağıdaki yazısı oldu. İnsanın bazen neleri yapabileceğine aklım almıyor diyorum, kimse inanmıyor. Aşağıdaki yazıda ayrıntılı olarak da anlatılmış, okuyunca siz de mutlaka şaşıracaksınız. Ben çok şaşırdım. Hz. Ebubekir’in oğlunun Hz. Osman’ın canına kastedebileceğini… Yazmak bile çirkin bu kast olayını. En iyisi ben aradan çekileyim ve tarih boyunca devam ede gelen kısır döngü içinde insanlar kendilerini tarihe nasıl ve neden rezil etmişler görün…

İki farklı kanalda, görünüşte birbirinden farklı, sonuçlarI itibariyle birbirini tamamlayan ibret verici iki tarihi olay, günümüzde yaşanan bazı hadiseleri anlamımıza yardımcı oluyor. İşte siyaset dedikleri...

Tarihin ibret verici sayfaları arasından, günlük siyasete dinin (yada siyasetin dine) bulaşmasının ortaya çıkardığı vahim sonuçlara ilişkin çok üzücü iki olay aktaracağım bugün sizlere. Ardından da, akıp giden tarih içinde, günümüzde bu tür hadiselerin nasıl sürüp gittiğine dair küçük bir örnek vereceğim.

Cumayı cumartesiye bağlayan gecenin sahurunda imsak vaktini beklerken, elim televizyon kumandasına gitti ve kanalları zaplamaya başladım.

Star’da Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu Hoca Hz. Osman’ı, Kanal 7’de Ömer Döngeloğlu Hoca Veysel Karani Hazretleri’ni anlatıyordu. Her iki konu görünüşte birbirinden farklı gibi idiyse de, çıkarmamız gereken ders açısından ortak bir noktaya temas ediyordu. Önce her iki olaydan kısaca söz etmek, ardından bu olayları not almak üzere bilgisayarımı açtığımda, karşıma çıkan bir son dakika haberinin, iki olayla nasıl bir tevafuk oluşturduğuna temas etmek istiyorum.

Nihat Hatipoğlu Hoca, üçüncü halife Hz. Osman’ı anlattı uzun uzun. Konu Hz. Osman’ın şehit edilmesine geldiğinde, kendisini öldürmek üzere sakalından tutup, tam da ilk hançeri sallamak üzere iken, bir anda bundan vazgeçip suikast mahallinden kaçıp giden kişinin babasının kim olduğunu söylemedi. “Eğer ben bu kişinin kimin oğlu olduğunu söylersem, oldukça şaşırırsınız “ dedi ve izleyicinin “bu ne iş yahu” diye zihninin bulanmasına fırsat vermeden reklam arası verdi.

Star’ın geleneksel izleyici hedef kitlesi açısından doğru bir yaklaşımdı. Olayların bütününe vakıf olmayanlar, küçük parçalardan yola çıkarak yorum yapmaya kalktıklarında yanlış sonuçlara varabilirlerdi.

Nihat Hatipoğlu Hoca’nın haklı bir gerekçe ile izleyici ile paylaşmanın uygun olmayacağını düşündüğü ismi ben söyleyeyim: Hz. Osman’ın sakalından tutup, tam da ilk hançeri sallamak üzere iken bundan vazgeçen kişi, ilk halife Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammet idi (Muhammet bin Ebubekir). O vazgeçti ama, içeri giren diğer suikatçiler Hz. Osman’ı şehit ettiler.

Medine dışından gelen ve amaçlarının Hz. Osman'ı Halife'likten düşürmek olduğunu söyleyen isyancı grubun gerçek niyetinin bundan daha fazlası olduğunu hisseden Hz. Ali Efendimiz, oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i Hz. Osman'ı korumakla görevlendirdi. Hz. Talha, Hz. Zübeyr ve öteki seçkin kişiler de oğullarını Hz. Osman'ın yanına gönderdiler. Hz. Osman, kendisi yüzünden Müslüman kanı akıtılmasına razı olmadığından, isyancılara karşılık verilmemesini istedi. (Hareket Ordusu İstanbul’a girdiğinde de Sultan II. Abdülhamit aynı gerekçe ile müdahale ettirmemişti. Yoksa her ikisinin de elinin altında bunları darmadağın edecek güç vardı.)

İsyancılar saldırıya geçip Hz. Osman'ın evini ok yağmuruna tuttular. Atılan oklardan Hz. Ali'nin oğlu Hasan Efendimizde, Hz. Talha'nın oğlu Muhammet yaralandı. İsyancılar, ok atarak bir sonuç alamayacaklarını anlayınca, bitişik evin duvarını delerek Hz. Osman'ın evine girdiler. Oruçlu olan Hz. Osman, Kur'an okuyordu. Muhammet bin Ebubekir, Hz. Osman'ın sakalından tutarak: "Şimdi seni elimden hiç kimse alamaz!.." diye bağırdı.

Hz. Osman, Muhammet bin Ebubekir'in yüzüne bakarak yavaş bir sesle: "Baban bu halini görse, ne kadar utanır, ne kadar üzülürdü..." deyince, Hz. Ebubekir’in oğlu utancından kaçtı. Diğer üç suikastçıdan biri kılıcını Hz. Osman'a salladı. Eşinin yanında bulunan Naile Hatun, kollarını siper etmek isteyince parmakları doğrandı. Bu sefer öbür iki suikastçı Halife'ye saldırdı. Hz. Osman kanlar içinde yere serildi. Hz. Osman'ın kanı, okumakta olduğu Kur'an'ın üzerine sıçradı.

Bu ayrıntıyı bilmiyordum...

Nihat Hatipoğlu konuşmasına ara verdiğinde, Kanal 7’de Ömer Döngeloğlu Hoca’yı dinledim. “Evinde ise Hz. Peygamber’i gör gel, değilse hemen geri dön” diyen annesine verdiği söz tutmak için, ta Yemen’den Medine’ye gelen, Hz. Peygamber’i evinde bulamayınca da, kendisine ihtiyacı olan annesini mağdur etmemek için hemen geri dönen Veysel Karani’yi anlatıyordu.

Bu ibret verici olayı herkes bilir. Bu nedenle konunun tafsilatına girmeyeceğim. Peygamber Efendimiz Veysel Karani’ye hırkasını hediye etmiştir. Hz. Peygamber’in vasiyeti üzerine hırkayı teslim etmek üzere ta Yemen’e kadar gidip Veysel Karani’yi arayıp bulan ise, Hz. Ömer Efendimiz ile Hz. Ali Efendimiz olmuştur. İstanbul’da Hırka-i Şerif Camii’nde ziyaret edilen hırka budur.

Fakat bu olayı buraya taşıma nedenimiz hadisenin bu boyutu değil. O akşam Ömer Döngeloğlu Hoca’yı dinlerken öğrendiğimiz ayrıntı, Veysel Karani Hazretleri’nin, Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında 657 yılında yapılan Sıffin Savaşı’nda, Hz. Ali’nin tarafinda savaşırken şehit olması oldu. Bu kadar kutlu bir zatın, siyasi görüş ayrılığı yüzünden kılıçları birbirine karşı kınından çıkaran Müslümanların kendi arasında yaptığı savaşta şehit olduğunu öğrenmek hakikaten bizim için süpriz oldu. Rabbim ne murat etti bilemem. Ama Veysel Karani’nin böyle bir savaşta şehadeti beni çok etkiledi.

Ekrandan dinlediğim her iki konuyu buraya derli toplu aktarmak için kaynaklara göz atarken, bir yerde yapılan şu yorum dikkatimi çekti: “Hz. Osman'ın okuduğu Kur'an-ı Kerim’in üzerine sıçrayan kan hiç bir zaman kurumadı. Müslümanlar arasında asırlardır süren görüş ayrılıkları ve gerilimin başlangıcı oldu.” Takdiri size bırakıyorum.

Nihat Hatipoğlu ile Ömer Döngeloğlu’nun (3 Eylül’ü 4 Eylül’e bağlayan sahur gecesi) aktardığı ve ibret alma açısından birbirini tamamlayan her iki hadiseyi, yeri geldiğinde okuyucularımızla paylaşmak amacıyla not almak için o sırada bilgisayarımı açtığımda, Haber7.com’a o dakikalarda (4 Eylül saat 04.14’te) son dakika bilgisi olarak girilen haberin, 21 Ağustos akşamı Saadet Partisi’nce İstanbul’da verilen iftarı cehenneme çeviren protestocu grupla ortak noktası olan kişilerin, birkaç saat önce, Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan'ın aracının önüne yatarak otomobili durdurduğu, kendisini tartaklayıp linçe yeltendiğine dair haber oldu. Din adına siyasi refleks bir kez daha sahne almış görünüyordu.

Yukarıda tarihten aktardığım olayların bendeki etkisi henüz geçmemişken karşılaştığım bu haber karşısında, ancak bu kadar tevafuk olur diye düşündüm. Kim kime neden düşman, kavganın gerçek nedeni ne, anlaşılır gibi değil.

Hüseyin KAYA

Şanlıurfa

2019





YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • MERDER ZİYARELER
    MERDER ZİYARELER
  • MERDER EĞİTİM MERKEZİ
    MERDER EĞİTİM MERKEZİ
  • MERDER ZİYARETLERİ1
    MERDER ZİYARETLERİ1
  • MERDERDE EĞİTİM
    MERDERDE EĞİTİM
  • MERDERİN AÇILIŞI
    MERDERİN AÇILIŞI
  • MEDER KİTAP DAĞITIMI
    MEDER KİTAP DAĞITIMI
  1. MERDER ZİYARELER
  2. MERDER EĞİTİM MERKEZİ
  3. MERDER ZİYARETLERİ1
  4. MERDERDE EĞİTİM
  5. MERDERİN AÇILIŞI
  6. MEDER KİTAP DAĞITIMI
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • MERDER EĞİTİM MERKEZİ AÇILIŞI
    MERDER EĞİTİM MERKEZİ AÇILIŞI
  • SODES MERDER EĞİTİM MERKEZİ İLE HAYALLERİNE KAVUŞTU
    SODES MERDER EĞİTİM MERKEZİ İLE HAYALLERİNE KAVUŞTU
  • MERSAVİ AŞİRESİ 2
    MERSAVİ AŞİRESİ 2
  • MERSAVİ AŞİRETİ 1
    MERSAVİ AŞİRETİ 1
  1. MERDER EĞİTİM MERKEZİ AÇILIŞI
  2. SODES MERDER EĞİTİM MERKEZİ İLE HAYALLERİNE KAVUŞTU
  3. MERSAVİ AŞİRESİ 2
  4. MERSAVİ AŞİRETİ 1
VİDEO GALERİ
YUKARI